
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, küresel jeopolitiğin fay hatlarını derinden sarstı. Trump yönetiminin “hızlı bir rejim değişikliği” beklentisiyle başlattığı bu süreç, bugün dünyada tek bir soru etrafında şekilleniyor: Washington, İran’da devasa bir yanlış hesaplama mı yaptı?
Küresel dış politika basınına ve diplomasi uzmanlarına göre bu sorunun yanıtı net bir “Evet”. Savaşın ilk haftalarındaki aşırı özgüven yerini, uzayan bir çatışmaya ve bölgesel bir krize bırakırken, Trump’ın “Kusursuz Vuruş” (Quick Strike) illüzyonu uluslararası arenada ciddi şekilde sorgulanıyor.
“Kusursuz Vuruş” Yanılgısı ve Yanlış Okunan Psikoloji
Savaşın temelindeki en büyük stratejik körlük, İran’ın kapasitesinin ve psikolojisinin yanlış değerlendirilmesiydi. The Conversation ve Open Canada gibi yayınlarda yer alan dış politika analizleri, Trump yönetiminin İran’ı salt askeri baskıyla boyun eğmeye zorlayabileceğine inandığını vurguluyor.
ABD’li Orta Doğu uzmanı Daniel Benaim’in de belirttiği gibi, operasyon İran liderliğini hedef alan hızlı bir “baş kesme” (decapitation) stratejisi olarak tasarlandı. Ancak beklenen olmadı. Yönetim kademesindeki kayıplara rağmen İran’da komuta zinciri kırılmadı ve ülke hızla toparlanarak çatışmayı bölgesel bir boyuta taşıdı. Washington’ın, İran’ın köşeye sıkıştığında teslim olmak yerine varoluşsal bir tehdit algısıyla misilleme yapacağını öngörememesi, savaşın ilk büyük “yanlış hesaplaması” olarak kayıtlara geçti.
“Kendi Dış Politikasının Kontrolünü Kaybetmek”
Batı basınında en çok yankı uyandıran eleştirilerden biri, Körfez ülkelerinden, özellikle de Umman’dan geldi. Umman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi’nin The Economist sayfalarına da yansıyan açıklamaları, savaşın aslında ne kadar gereksiz bir tırmanma olduğunu gözler önüne seriyor.
Şubat ayında Cenevre’de yapılan nükleer müzakerelerde ABD ve İran’ın kalıcı ve kapsamlı bir anlaşmanın eşiğinde olduğunu belirten diplomatik kaynaklar, İran’ın uranyum zenginleştirmeyi durdurma gibi çok ciddi tavizler vermeye hazır olduğunu vurguluyordu. Albusaidi’ye göre, Trump yönetimi İsrail’in baskısıyla bu tarihi fırsatı elinin tersiyle itti. Albusaidi bu durumu, ABD’nin kendi dış politikasının kontrolünü kaybetmesi ve İsrail liderliğinin Washington’ı “felaket” getirecek bir savaşa sürüklemesi olarak tanımlıyor.
Savaşın ABD Ekonomisine Büyüyen Faturası
Trump yönetiminin yaptığı bu yanlış hesaplamanın en somut sonuçlarından biri de faturanın doğrudan Amerikan ekonomisine kesilmesi oldu. Savaşın maliyeti, Pentagon’un operasyonel bütçesinin çok ötesine geçmiş durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin küresel enerji hatlarını sekteye uğratması, ABD iç piyasasında benzin fiyatlarını yukarı çekerken, enflasyonist baskıları yeniden alevlendirdi. Bölgeye yığılan donanma gücünün, hava savunma sistemlerinin ve sürekli hale gelen askeri sevkiyatların günlük maliyeti milyarlarca doları buluyor. Washington için “ucuz, hızlı ve etkili” olacağı varsayılan bu askeri macera, şu an Amerikan vergi mükellefleri ve küresel tedarik zincirleri için öngörülemez bir ekonomik kara deliğe dönüşmüş durumda.
Yalnızlaşan Washington: NATO ve Müttefiklerin Geri Adımı
Trump’ın “Önce Amerika” politikası, bu krizde ABD’yi yapayalnız bıraktı. Time dergisinin haberine göre Trump, Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almak için NATO müttefiklerinden askeri destek istedi ancak Avrupa ülkeleri bu talebi kesin bir dille reddetti. Trump bu durumu “çok aptalca bir hata” olarak nitelendirse de, NATO üyelerinin isteksizliği, Washington’ın müttefiklerini kendi başlattığı ucu açık bir “sonsuz savaşa” (forever war) ikna edemediğinin en net göstergesi oldu.
Çıkış Yolu Arayışı: Tahran’dan Dönen Müzakere Çağrısı
Tüm bu askeri, ekonomik ve diplomatik sıkışmışlık, en nihayetinde Trump yönetimini panik halinde bir “çıkış yolu” (off-ramp) aramaya itti. İşlerin planlandığı gibi gitmediğini gören Washington, krizi soğutmak ve hasarı en aza indirmek için arka kapı diplomasisini devreye sokarak Tahran ile temas kurmaya çalıştı. Ancak bu hamle sert bir duvara çarptı: İran, Amerikan yönetiminin müzakere çağrılarını kesin bir dille yalanlayarak reddetti. Kendi inisiyatifiyle başlattığı ve kontrolünü kaybettiği bir savaşta, hasmından diyalog talep eder duruma düşmek ve reddedilmek, Washington’ın içine düştüğü stratejik iflası tescilledi.
Trump’ın hesap hatası kendisini öyle bir açmaza sürükledi ki, savaş kontrolü elinden çıktı. İşte bu sebeple de ABD stratejik aklı ve Trump, savaşı yeniden yönetilebilir bir çerçeveye çekmek için “müzakere” kozuna sarılar işleri toparlama çabası içinde.
Özgüvenin Bedeli
Dünyanın önde gelen diplomasi dergilerinin ortak yargısı şudur: Savaşlar nadiren sadece savaş alanında kaybedilir; asıl yenilgi, inatlaşma ve aşırı özgüvenin gerçekliğin yerini almasıyla başlar. Trump yönetiminin İran hamlesi; düşmanın direncini küçümseyen, diplomatik çıkış yollarını tıkayan, kendi ekonomisini vuran ve çaresiz müzakere arayışlarıyla prestij kaybeden klasik bir “stratejik yanlış hesaplama” vakası olarak dış politika tarihine geçmek üzere.
Yorum bırakın