Yazar: Enver Kaptanoğlu

Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yükselen dumanlar belki dağıldı, ancak 7-11 Ocak tarihleri arasında Halep’te yaşananlar, Suriye’nin geleceğine dair uzun süredir tozlu raflarda bekleyen senaryoları aniden gündemin ön sırasına taşıdı. Yıllardır “kale” olarak anılan bu mahallelerdeki YPG/SDG varlığının, Şam’daki yeni yönetimin (Ahmet Eş-Şara hükümeti) baskısı ve kısa süreli çatışmaların ardından geri çekilmesi, yalnızca askeri bir taktik değişikliği değil; aynı zamanda ciddi bir jeopolitik kırılmanın habercisiydi.
Geçtiğimiz haftayı sadece “Halep’te sokak çatışmaları” şeklinde okumak, büyük resmi ıskalamak olur. Halep bize bir hikâye anlatıyor: Bu hikâyede Batı’nın bir zamanlar “romantik müttefiki” artık yalnız ya da o ilişki eski gücünde değil.
1. Batı Cephesinde “Derin Sessizlik” ve YPG’nin Yalnızlığı
Yıllarca IŞİD’le mücadele bahanesiyle Washington ve Brüksel’den sınırsız destek, silah ve diplomatik koruma gören YPG, 7 Ocak sabahı başlayan operasyon sırasında “eski dostlarını” yanında bulamadı.
Geçmişte Halep ya da Tel Rıfat’a yönelik en küçük müdahalede dahi sesini yükselten Avrupa başkentleri, bu kez Şam yönetiminin “egemenlik hakları” söylemi karşısında sessizliğe gömüldü. YPG komuta kademesi, Kandil’den gelen “direnin” talimatına rağmen sahada tutunamadı. Batı medyasında yıllarca “özgürlük savaşçıları” olarak sunulan örgüt, bu kez “istikrar arayışı” başlıklarının gölgesinde kaldı.
Bu tablo, örgütün siyasi desteğinin hızla eridiğini gösteriyor. ABD ve Avrupa, 2024 Aralık’taki rejim değişikliğinden sonra ibreyi “etnik özerklik”ten “merkezi istikrar”a çevirmiş durumda.

2. Barrack’ın Şam Ziyareti: Washington’dan “Entegrasyon” Mesajı
Çatışmaların en hararetli saatlerinde, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Şam’a inerek Cumhurbaşkanı Ahmet Eş-Şara ile görüşmesi, sahadaki dengeleri altüst eden bir gelişmeydi.
Bu ziyaret, Washington’un YPG’ye net bir mesaj vermesi anlamına geliyordu: “Artık tek muhatabımız siz değilsiniz.” Barrack’ın çantasında, YPG’nin özerkliğini koruyan bir plan değil, örgütün ulusal orduya entegre edilmesini öngören Mart 2025 Mutabakatı vardı. Bu adım, YPG’ye verilen “sonsuz koruma kalkanının” resmen kalktığını ve ABD’nin yeni statükoyla çalışmaya hazır olduğunu ilan etti.

3. Von der Leyen Şam’da: Avrupa’nın Pragmatizm Sınavı
Haftanın en çarpıcı gelişmelerinden biri de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Şam ziyaretiydi. Bir zamanlar Suriye yönetimine (özellikle Esad rejimine) sert ambargolar uygulayan AB’nin zirvesindeki ismin, çatışmalar sürerken Şam’a gidip Eş-Şara ile görüşmesi, Avrupa’nın **“Realpolitik”**e dönüş yaptığını açıkça gösteriyor.
Bu ziyaretin taşıdığı anlamlar:
- Mülteci Meselesi: AB, Suriyeli sığınmacıların geri dönüşü için Şam’daki otoriteyi tanımak gerektiğini kabullenmiş durumda.
- YPG’nin Gözden Çıkarılması: Von der Leyen’in ziyareti, AB’nin kuzeydoğudaki ayrılıkçı projelerden desteğini çektiğini ve “üniter Suriye” fikrine yaklaştığını işaret ediyor. Artık öncelik YPG’nin güvenliği değil; Şam ile yapılacak “Geri Kabul” ve “Yeniden İmar” anlaşmaları.
4. Fırat’ın Doğusu İçin Bir “Turnusol Kağıdı”
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri, YPG için Fırat’ın doğusundaki daha büyük bir oyunun küçük bir simülasyonu niteliğindeydi. Şam yönetiminin Halep’teki kararlı tutumu ve elde ettiği psikolojik/askeri üstünlük, Fırat’ın doğusuna yapılabilecek olası bir operasyonun provası olarak okunabilir.
Halep’te, YPG’nin direncinin, yerel halk desteğinin ve en önemlisi uluslararası korumasının ne kadar kırılgan olduğu test edildi. Sonuç, Şam ve dolaylı olarak Ankara için cesaret verici oldu. Halep’in düşüşü, Fırat’ın doğusundaki YPG varlığının da “dokunulmaz” olmadığını, uygun siyasi konjonktür ve askeri baskı ile çözülebileceğini gösterdi.
7-11 Ocak Halep çatışmaları, sadece birkaç mahallenin el değiştirmesinden ibaret değil. Bu gelişme, 2011’den beri süregelen “Vekalet Savaşları” döneminin sona erdiğini ve “Devletleşme ve Konsolidasyon” sürecinin başladığını gösteriyor.
YPG, Washington ve Brüksel’den beklediği telefonları alamadı. Artık o telefonlar Kandil’e ya da Kamışlı’ya değil; doğrudan Şam’a ediliyor.
Yorum bırakın