Yazan: Enver Kaptanoğlu

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, 1991’den bu yana bağımsızlığını tek taraflı ilan eden ancak hiçbir BM üyesi ülke tarafından tanınmayan Somaliland’ı resmen tanıması, Afrika Boynuzu’ndaki statükoyu sarsan tarihi bir kırılma noktası oldu.
Otuz yılı aşkın süredir süren diplomatik sessizliği bozan bu hamle, ilk bakışta Netanyahu’nun ifade ettiği gibi “tarım, sağlık ve teknoloji” alanlarında iş birliği veya İbrahim Anlaşmaları’nın bir uzantısı gibi görünebilir. Ancak bölgedeki güvenlik mimarisine ve jeostratejik dengelere bakıldığında, bu tanımanın basit bir diplomatik nezaketten ziyade, çok katmanlı ve derinlikli bir planın parçası olduğu anlaşılıyor.
Peki, İsrail neden şimdi Somaliland’ı tanıdı ve bu imzanın arkasında asıl hedef ne?

İsrail ve Somaliland liderleri arasında imzalanan karşılıklı tanıma belgesi, şüphesiz Somaliland için tarihi bir diplomatik zafer. Ancak güvenlik çevreleri ve bölge uzmanları, Netanyahu’nun “iş birliği” mesajlarının, asıl hedefin üzerini örten diplomatik bir çerçeve olduğu görüşünde birleşiyor. İsrail’in bu hamlesinin merkezinde, Somaliland’ın “jeostratejik konumu” yatıyor.
Kızıldeniz’in kilidi olarak görülen Bab el-Mandeb Boğazı’na yakınlığı, Somaliland’ı küresel ticaret ve güvenlik açısından vazgeçilmez kılıyor. Gazze’deki savaş ve Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları, bu hattı bir güvenlik sorunu haline getirdi. Somaliland kıyı şeridinin, İsrail için füze sistemleri, radarlar ve ileri gözetleme unsurları adına potansiyel bir konuşlanma alanı olarak değerlendirildiği iddiaları, bu tanımanın askeri boyutunu gözler önüne seriyor. İsrailli analistler de bu yeni bağı, açıkça Husi faaliyetlerinin izlenmesi ve deniz ticaret yollarının kontrolüyle ilişkilendiriyor.

Aden Körfezi’ne açılan Berbera Limanı’nın deniz gözetimi açısından kilit bir nokta olması ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin buradaki mevcut askeri/lojistik varlığı, İsrail’in bölgedeki “satranç tahtasına” yeni bir hamle eklediğini gösteriyor.
GAZZE VE “SÜRGÜN” İDDİALARI
Bu stratejik hamlenin zamanlamasını daha da tartışmalı hale getiren unsur ise Ağustos ayında gündeme gelen ve henüz resmen doğrulanmayan iddialar. İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin başka ülkelere yerleştirilmesi planlarında Somaliland’ı “olası adreslerden biri” olarak masaya yatırdığı yönündeki söylentiler, tanıma kararının ardından yeniden alevlendi.
Öte yandan bu karar, Somali’nin toprak bütünlüğüne doğrudan bir tehdit. Mogadişu yönetimi kararı “hukuken geçersiz” ve “egemenliğe saldırı” olarak nitelendirirken; Türkiye, Mısır ve Cibuti gibi aktörler Somali’nin yanında saf tutmuş durumda. Daha önce Türkiye’nin arabuluculuğunda yürütülen “Ankara Süreci” ile kontrol altına alınmaya çalışılan gerilim, İsrail’in bu tek taraflı adımıyla yeniden tırmanışa geçti.
*** NOT: Son dönemde Afrika Boynuzu’nda gerilimi yükselten başlıklardan biri, Etiyopya’nın denize erişim arayışı ve Somaliland üzerinden gündeme gelen anlaşma girişimleriydi. Bu kırılgan zemin Türkiye’nin arabuluculuk girişimleriyle “kontrol altına alınmaya” çalışılıyordu.

ABD ve Çin’in Cibuti’de, Türkiye’nin Mogadişu’da, BAE’nin Berbera’da varlık gösterdiği bu denkleme, İsrail de girdi. Ancak bu hamle, Afrika Birliği’nin de uyardığı gibi, kıta genelinde barış ve istikrarı baltalama riski taşıyan tehlikeli bir emsal teşkil ediyor.
Özetle, İsrail’in Somaliland hamlesi; sadece iki taraf arasında bir normalleşme değil, Kızıldeniz güvenliğinden Gazze meselesine, Husi tehdidinden Afrika Boynuzu’ndaki güç mücadelesine kadar uzanan geniş bir stratejinin yansıması.
Yorum bırakın