Yazan: Enver Kaptanoğlu

Trump’ın Gazze barış planı, işgal planına mı dönüyor?
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, İsrail’in kuzey Gazze’yi yeniden yerleşime açacağını söyledi.
“Allah’ın yardımıyla, zamanı geldiğinde, Kuzey Gazze’de de, boşaltılan yerleşim yerlerinin yerine öncü grupları kuracağız. Bunu doğru şekilde, uygun zamanda yapacağız.” sözlerini sarfetti.
Daha sonra aceleyle sözlerini geri aldı.
Peki İsrailli bakan niyet beyanı syılabilecek sözlerini geri aldı almasına ama Gazze’de durum nasıl? bakın İsrail ne yapıyor?

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana devam eden ateşkesin sürdürülebilirliği, metinlerdeki “çekilme” vaatlerinden ziyade sahada inşa edilen askerî-mimari üzerinden sorgulanıyor. Bu bağlamda “Sarı Hat”, yalnızca taktik bir harita çizgisi değil; ateşkesin siyasal kurgusunun sahada bir karşılığı olup olmadığını gösteren temel gösterge. Eğer kâğıt üzerindeki “çekilme”, sahada ölçülebilir bir alan daraltma ve altyapı sökümü getirmiyor; aksine yeni tahkimatlar, yol ağları ve kalıcı lojistik düzenekler doğuruyorsa, ateşkes bir “geçiş süreci” olmaktan çıkıp “yeni statüko”ya dönüşüyor demek.
Drop Site News’te yayımlanan Forensic Architecture kaynaklı uydu analizleri, tam da bu dönüşümü işaret eden çarpıcı veriler sunuyor.
İSRAİL KARAKOLLARI ARTIYOR
Analize göre, “Sarı Hat”ın doğusunda halihazırda 48 askeri ileri karakol (outpost) faaliyetini sürdürüyor. Daha da kritiği, ateşkesin yürürlüğe girdiği iddia edilen 10 Ekim 2025 sonrasında en az 13 yeni karakol daha tespit edilmiş durumda. Burada mesele sadece sayısal artış değil; bu noktaların mekânsal dağılımı. Karakolların hat boyunca, Han Yunus’un doğusunda ve sınır hattında yoğunlaşması, “geçici ileri konuşlanma” konusunda şüpheleri artırıyor. Ateşkes sonrası inşa edilenler, uzun vadeli bir alan yönetimi ve kontrol sürekliliği iradesini yansıtıyor.
SARI HATTIN GERİSİNDEKİ AĞ
Analizin ikinci kritik ekseni, karakolların “tekil nokta” karakterini kaybedip bir “ağ” yapısına bürünmesi. Mevziler büyütülüyor, birbirine bağlanıyor ve bu bağlantılar İsrail tarafındaki ana üs-yol-yerleşim altyapısına entegre ediliyor. Bu ağlaşma iki stratejik sonuç doğurur:
- Operasyonel Süreklilik: Lojistik, devriye ve hızlı takviye kapasitesi artar. Kontrol artık tekil mevzilerle değil, koridorlar ve düğüm noktaları üzerinden sağlanır.
- Siyasal Maliyet Asimetrisi: Zaman geçtikçe “geri çekilme”nin maliyeti yükselir. Çekilmek artık sadece askeri personeli geri çağırmak değil; inşa edilmiş yolları, setleri ve yerleşik düzeni sökmek anlamına gelir.
SARI HAT GENİŞLİYOR
“Sarı Hat”ın önemi, ateşkesin normatif vaatleri (Gazze işgal edilmeyecek, İsrail kademeli olarak Gazze’den tamamen çekilecek gibi maddeler) ile sahadaki maddi gerçeklik arasındaki uçurumu göstermesinde.

Araştırmalar, farklı haritalarda İsrail kontrolündeki alan oranlarının (%53 ile %58 arasında) değiştiğini gösteriyor. Ayrıca Sarı Hat’ın batısına en az 27 “sarı blok” (kontrol noktası) yerleştirildiği iddiası, meselenin teknik bir kartografiden ibaret olmadığını kanıtlıyor. Harita üzerindeki bu “küçük” oynamalar, sahada kontrolün normalleşmesini sağlıyor.

Han Yunus hattındaki “Magen Oz Koridoru” iddiası, bu stratejinin somut örneğidir. 15 kilometrelik bir koridorun tamamlanması ve yolun İsrail kontrol alanında kalacak şekilde yeniden yönlendirilmesi, dar bir coğrafyada şu üç işlevi görür:

- Bölgesel Segmentasyon: Nüfus ve ekonomik akışın kısıtlanarak Gazze’nin parçalı yönetimi.
- Operasyonel Derinlik: Kontrolün tek bir hatta değil, derinlemesine bir alana yayılması.
- Müzakere Kaldıracı: “Güvenlik koridoru” argümanıyla çekilme pazarlıklarında kalıcı istisnalar yaratılması.
Benzer şekilde kuzeydeki Cebeliye örneğinde; çadırların dağıtılması/yıkılması, yol açma çalışmaları ve 75×65 metreye ulaşan toprak setler, geçici bir mevziden ziyade gözlem ve ateş üstünlüğüne dayalı bir alan hakimiyetini gösteriyor. Bu “yıkım şeridi”, aynı zamanda sivil geri dönüşü fiziksel olarak engelleyen bir “Geri Dönüşü Yönetme” rejimi kuruyor: Kimin, nereden geçip nerede barınacağına askeri düzenek karar veriyor.
YIKIM VE İNŞA
Güneyde (Refah ve Doğu Han Yunus) devam eden yıkım, kontrol mimarisinin sadece “tutma” ile sınırlı olmadığını, mekânın yeniden yapılandırıldığını gösteriyor. Sahada eş zamanlı işleyen iki süreç var:
- Negatif Mekân Politikası: Belirli alanların yaşanamaz ve geri dönülemez hale getirilmesi.
- Pozitif Altyapı Politikası: karakollar, yol ve setlerle kontrol edilebilir yeni bir topoğrafya inşası.
Metodolojik olarak şu ayrımı net yapmak gerekir: Uydu görüntüleri tek başına “niyet”i kanıtlamaz; ancak kapasiteyi ve yönelimi ifşa eder. Aktörler masada ne söylerse söylesin, kaynaklarını nereye harcadıkları (yol, beton, altyapı) gerçek önceliklerini ele verir.
Ateşkes sonrası inşa edilen her yeni bağlantı, geri çekilmeyi bir “irade” meselesinden çıkarıp, sökülmesi zor bir “sistem” meselesine dönüştürür. Dolayısıyla, “İsrail Gazze’den çekilecek mi?” sorusunun yanıtı diplomatik metinlerde değil, sahada inşa edilen tahkimatta aranmalıdır.
Yorum bırakın