Dünyanın gündemi

HALEP’TE NELER YAŞANDI?

Yazan: Enver Kaptanoğlu

(Görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur.)

Bir gecelik çatışmanın işaret ettiği büyük kırılma

Halep’te patlayan ve gece yarısına doğru “ateşi kes” talimatlarıyla frenlenen çatışma, yüzeyde yerel bir güvenlik krizi gibi görünebilir. Oysa yaşananlar, Esad sonrası Suriye’deki fay hattının—Şam ile SDG arasındaki “entegrasyon” dosyasının—sahaya yansımış bir hali olduğunu gösteriyor. Halep’teki birkaç saatlik tırmanış, yalnızca iki mahallenin değil, yeni Suriye’nin “tek merkez” iddiasının da sınandığı bir kırılma anıydı.

Halep’te ne oldu?

Suriye hükümetine bağlı güçler ile SDG’ye bağlı “Asayiş” unsurları arasında çatışma çıktı; tansiyonun odağı kısa sürede Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine kaydı. Ağır silahlar devreye girdi. Şam’a bağlı güçler iki mahalleyi tank ve ağır silahlarla vurdu; SDGunsurları da top ve havanları kullandı. Çatışma hattında siviller tahliye edildi, bölgede kuşatma ve takviye birlik konuşlandırıldığı bilgisi öne çıktı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde iki eşzamanlı fren mekanizması devreye girdi:

  • Suriye Savunma Bakanlığı, “ateş kaynaklarını hedef almayı durdurma” talimatı verildiğini açıkladı.
  • SDG de gerilimi azaltma amacıyla güçlerine “Şam hükümetinin saldırılarına karşılık vermeyi bırakma / ateşi kesme” talimatı geçti.

Bu açıklamalarla çatışmalar büyük ölçüde kesildi. Halep Valiliği, güvenlik gerekçesiyle 23 Aralık Salı günü kent merkezindeki okullarda, üniversitelerde ve devlet dairelerinde faaliyetleri geçici olarak askıya aldı. İçişleri Bakanlığı ise güvenlik birimlerinin çatışmalardan etkilenen mahallelerde daha güçlü konuşlandırıldığını; amacın sivilleri güvence altına almak ve halkı çatışma/bombardıman bölgelerinden uzak tutmak olduğunu duyurdu.

Bilanço ve “ilk ateş” tartışması

Çatışmanın bilançosu ilk saatlerde netleşmedi; farklı rakamlar dolaşıma girdi. Bir yerde “en az iki/üç kişi” bilgisi öne çıkarken, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi SOHR’a dayandırılan bilgilerde kadın ve çocukların da bulunduğu daha yüksek kayıp sayıları ve çok sayıda yaralıdan söz edildi. Sonuçta net olan şu: Çatışma sivil yerleşim alanlarına temas etti ve can kaybı yaşandı.

“Kim başlattı?” sorusuna gelince: Şam yönetimi SDG’yi suçladı; SDG ise saldırının kendilerinden kaynaklanmadığını, “geçici hükümete bağlı grupların” mahallelere dönük tırmanışı başlattığını savundu. Aynı olay, bir anlatıda “SDG’nin bombardımanı”, diğerinde “hükümet güçlerinin tank/roket atışı” olarak resmedildi. Bu çelişki, aslında çatışmanın ikinci boyutunu da bize gösteriyor. Halep’te aynı zamanda propaganda savaşı da yaşandı.

Fakat burada kritik nokta şu: Kıvılcımın nereden çıktığından bağımsız olarak, kıvılcımın bu kadar kolay büyüyebilmesi, temas hattının ne kadar kırılgan olduğunu kanıtladı.

Neden şimdi? Takvim sıkıştı, siyaset sertleşti

Halep’teki çatışma, “tesadüfi bir kontrol noktası gerginliği” değil. Zamanlaması bunu açıkça ele veriyor. Şam ile SDG arasında 10 Mart mutabakatı var ve bu mutabakat, SDG’nin sivil/askeri yapılarının merkezi devletle bütünleşmesi başlığında bir takvim baskısı üretiyor. Ve son tarih 31 Aralık. Yıl sonu yaklaşırken ilerleme sağlanamadığı algısı güçlendikçe, sahadaki her temas noktası potansiyel bir kriz başlığına dönüşüyor.

Tam da bu tabloda Türkiye’nin Şam ziyareti, dosyanın siyasi ağırlığını daha da artırdı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Şam’daki görüşmeleri sonrası verilen mesajlar, entegrasyon başlığının kilitlendiğini ortaya koydu. Fidan, SDG’nin Suriye yönetimine entegrasyonu konusunda “beklentilerin karşılanmadığını” söyledi; SDG’nin “çok fazla ilerleme kaydetmeye niyetli olmadığını” vurguladı. Daha da önemlisi, SDG’nin bazı faaliyetlerini İsrail’le koordinasyon içinde yürüttüğü iddiasının müzakerelerde “büyük bir engel” teşkil ettiğini dile getirdi. Suriyeli muhataplar da 10 Mart mutabakatının uygulanmasında karşı tarafta irade görmediklerini ifade etti.

Halep’te ateşkes neyi çözdü, neyi çözmedi?

Ateşkes, dün gece için iki şeyi ortaya koydu: çatışmayı şehrin geneline yayılmadan sınırladı ve kontrol dışı tırmanışın maliyetini herkesin önüne koydu. Kapanan okullar, tahliyeler, panik ve ağır silahların sivil mahallelerde kullanılması, “bir gecelik” olayın bile nasıl bir toplumsal ve siyasi kırılganlık yaratabildiğini gösterdi.

Ama ateşkes asıl sorunu çözmedi. Çünkü sorun, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri değil; sorun Suriye’nin egemenlik mimarisi meselesi.

Bugün Suriye’de iki hedef birbiriyle gerilim halinde duruyor:

  1. Şam’ın tek komuta/tek güvenlik yapısı hedefi
  2. SDG’nin sahada korumak istediği fiili düzen ve güvenlik kapasitesi

Şeyh Maksud–Eşrefiye hattı, bu iki hedefin Halep’teki somutlaşmış hali. Bu yüzden çatışma “yerel” diye küçültülemez; bu, yeni Suriye’nin hangi kuralla işleyeceğine dair bir sınav.

Halep’in verdiği mesaj

Bu kez silahlar sustu. Fakat sustuğu yer, sorunun çözüldüğü yer değil. Halep’te çatışmayı durduran “ateşkes” oldu; ama Halep’in asıl gündemi değişmedi: Şam ile SDG arasındaki entegrasyon başlığının sahaya nasıl uygulanacağı, kimlerin hangi yetkiyle nerede duracağı ve bu düzenin sivilleri nasıl koruyacağı.

Eğer bu uygulama mimarisi kurulamazsa, Halep’in yaşadığı şey bir istisna olarak kalmaz; Suriye’nin farklı cephelerinde tekrar eden bir “ön izleme”ye dönüşür.


DIŞGÜNDEM sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın