Dünyanın gündemi

SURİYE’DE ŞAM İLE SDG ARASINDA NELER OLUYOR?

Yazan: Enver Kaptanoğlu

Suriye’deki iddialar evreninde neler yaşanıyor?

Suriye’de Şam–SDG entegrasyon dosyası bir kez daha “iddialar” üzerinden şekilleniyor; ama bu kez iddiaların etrafında somut bir takvim baskısı var.

Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra’nın, Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın Kasım ayındaki ABD ziyareti öncesinde onayladığı belirtilen 13 maddelik entegrasyon yol haritasının SDG’ye resmen bildirildiği öne sürülüyor. Zaten 10 Mart mutabakatının uygulanması için konuşulan son tarih 31 Aralık ve saat ilerliyor.

Bu paket, entegrasyonu “bireylerin tek tek sisteme alınması” gibi klasik bir formülden ziyade, SDG’nin kurumsal bütünlüğünü koruyarak devlet yapısına eklemlenmesi üzerine kuruyor. İddialara göre SDG, üç tümen halinde örgütlü tek bir güç olarak kalacak: Kuzeydoğu sınırını tutacak Sınır Koruma Tümeni, mevcut kadın birimlerini koruyan Kadın Tümeni ve aşırılıkçı gruplara karşı Şam’la doğrudan koordinasyon yürütecek Terörle Mücadele Tümeni.

Buradaki kritik eşik ise konuşlanma meselesi. SDG’nin ısrar ettiği çizgi net: Fırat’ın doğusunda Suriye ordusunun varlığı sınırlansın; bölgede fiilen yalnızca bu üç tümen bulunsun. Syria in Transition’ın aktardığı iddiaya göre teklifin en kritik maddesi de bu: Şam’a bağlı hiçbir ordu veya güvenlik biriminin kuzeydoğu Suriye’ye girmeyeceğine dair taahhüt. Bu, fiili özerk kontrolün büyük ölçüde korunması anlamına geliyor.

Şam’ın “havucu” da masada: Devletin askerî ve güvenlik kurumlarında SDG’ye önemli temsil hakkı verileceği; savunma bakan yardımcılığı, içişleri bakan yardımcılığı ve genelkurmay başkan yardımcılığı gibi üç üst düzey görevin SDG’nin adaylarına tahsis edileceği öne sürülüyor. Ayrıca SDG’den 70 üst düzey askerî ismin yeni Suriye ordusuna entegre edilmek ve gelecekteki komuta pozisyonları için listelendiği aktarılıyor. +963 media’ya konuşan bir hükümet yetkilisi ise “uygulama mekanizmasının” önümüzdeki günlerde duyurulacağını, ayrıntıların henüz paylaşılmadığını söylüyor.

***

Öte yandan aynı metin, önemli bir gazetecilik refleksini de hatırlatıyor: Bazı iddialar dolaşımda, ama henüz bağımsız biçimde doğrulanmış değil. “Nihai” bir Şam toplantısında belirli Amerikan ve Türk yetkililerin yer aldığına dair anlatı teyit edilmiş değil. CENTCOM’un Rakka veya Deyrizor için askerî girişe “yeşil ışık” yaktığı iddiaları kamuya açık belgelerle desteklenmiyor. Şam’ın entegre edilen personeli görevden alma ya da başka yerlere kaydırma yetkilerinin ayrıntılı biçimde tanımlandığı, Rusya’nın Kamışlı üzerindeki nüfuzunu belirli bir karşılıkla takas ettiği gibi söylentiler de şimdilik kanıtlanmış değil. Bunlar masada konuşuluyor olabilir; fakat bugün itibarıyla “bildiğimiz” ile “duyduğumuz” arasındaki çizgiyi korumak zorundayız. Aksi, bilgi savaşının diliyle konuşmak olur.

Ortada hâlâ kritik bir eksik var: Mutabakatın resmî metni kamuya açıklanmış değil; uygulanma takvimi, denetim mekanizması, Türkiye’nin kaygılarını nasıl yöneteceği ve sahada “kim, nerede, hangi üniformayla” sorularının yanıtları belirsiz.

Sonuç olarak tablo şu: Bir çerçeve konuşuluyor, takvim sıkışıyor ama metnin resmî hali hâlâ ortada yok. Bu dosyada asıl haber, söylentilerin sayısı değil; 31 Aralık’a kadar hangi somut adımların atılacağı.

Öne sürülen 13 madde resmî metin olarak açıklanacak mı, “uygulama mekanizması”nın takvimi netleşecek mi, komuta–konuşlanma kuralları sahaya nasıl yansıyacak?

Bunları bilmeden “son perde” manşetleri de, “ultimatom” başlıkları da erken.


DIŞGÜNDEM sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın