Dünyanın gündemi

ABD ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ NE ANLATIYOR?

Yazan: Enver Kaptanoğlu

Trump’ın atacağı adımlardan, bugüne kadar sağlanan dünya düzenine dair itiraflar…

Trump yönetimi, ulusal güvenlik stratejisine dair 33 sayfalık metni yayınladı. Belge bugüne kadar ABD’nin dünya düzenindeki hakimiyetini belirgin şekilde farklı bir yola itiyor. Bu çok belirgin eksen değişiminde ise ana sütun “Dış Politika”.

Bugüne kadar bilinen ABD dış politikasına dair itirafların bulunduğu metin önümüzdeki dönem içinde Trump’ın atacağı adımlara da çok net ışık tutuyor.

Öyle ki ulusal güvenlik strateji belgesindeki öncelik sırası bile çarpıcı şekilde değiştirildi. Buna göre Batı yarımküre (Kuzey ve Güney Amerika kıtaları) göç ve kartellerle mücadele unsurlarıyla 1. sırada.

Peki hangi bölgeler öncelikli? ABD’nin öncelik sıralamasında Ortadoğu nerede? Trump yönetimine göre “yok olma riski ile karşı karşıya olan” kıta neresi?

ABD’nin Kasım 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, kendisini önceki dönemin “iyi niyet listeleri”nden ayrıştırarak başlıyor: Soğuk Savaş sonrası stratejilerin “muğlak vaatlere” dönüştüğünü, ne istendiğini açık tanımlamadığını ve ABD’nin “her yerde kalıcı hâkimiyet” fikrine fazlaca angaje olduğunu savunuyor. Bu metin ise amaç–araç bağını yeniden kurduğunu iddia ediyor: “Her yere yetişme” yerine önceliklendirme ve “çekirdek ulusal çıkar” tanımı.

Bu çerçevenin pratik anlamı şu: Ulusal Güvenlik Stratejisi, önümüzdeki döneme dair Amerikan dış politikasını “liberal düzeni sürdürme” dilinden çok daha fazla egemenlikçi, jeoekonomik ve seçici-angajman çizgisine oturtuyor. Metnin omurgasını da üç ana eksen oluşturuyor.

1) Önce “anavatan”: sınır, göç ve rejim dayanıklılığı

Metin, ulusal güvenliğin birincil unsuru olarak sınır güvenliğini konumluyor ve “kitlesel göç dönemi bitmelidir” ifadesini doğrudan stratejik öncelik haline getiriyor; bunu yalnızca düzensiz göç değil, “sınır-aşan tehditler” (terör, uyuşturucu, casusluk, insan kaçakçılığı) ile aynı kategoride ele alıyor.

Bu “anavatan-merkezli” yaklaşım sadece iç politika tonu değil; dış politikaya da tercüme ediliyor: Batı Yarımküre’nin kitlesel göçü caydıracak istikrar ve yönetişim üretmesi bir “çekirdek dış politika çıkarı” olarak tanımlanıyor ve Monroe Doktrini’ne “Trump tamamlayıcısı” uygulanacağı açıkça yazılıyor.

2) Jeoekonomi: sanayi seferberliği, kritik tedarik zinciri ve enerji “hakimiyeti”

Ulusal Güvenlik Strateji, ulusal gücü klasik askeri kapasitenin ötesine taşıyor ve “en sağlam endüstriyel taban” hedefini ulusal ekonomik politikanın “en yüksek önceliği” düzeyine çıkarıyor; bunun savunma sanayi kadar “savunmayla ilişkili üretim kapasitesini” kapsaması gerektiğini vurguluyor.

Kritik mineraller/tedarik zincirleri başlığı da aynı yerde: Hamiltoncu bir argümanla dış bağımlılığın azaltılması, istihbaratın tedarik zinciri kırılganlıklarını izlemesi ve özellikle nadir topraklar dahil kritik kaynaklara erişim risklerinin stratejik tehdit sayılması metnin ana damarlarından.

Buna ek olarak “Enerji hakimiyeti” yalnızca enerji politikası değil; yeniden sanayileşme, maliyetleri düşürme ve “yapay zekâ gibi çığır açan teknolojilerde üstünlüğü sürdürme” aracı olarak sunuluyor.

Metin, “Net Sıfır / iklim ideolojileri”ni de açık biçimde reddederek önceki Ulusal Güvenlik Stratejilerinden ayrışan sert bir politik-ideolojik çerçeve kuruyor.

3) Caydırıcılık mimarisi: “Güç Yoluyla Barış” + teknoloji + müttefik yük paylaşımı

Stratejinin ana sloganı “barış güçle sağlanır”. Gücü sadece savaş kazanma değil, çatışmaları “önleme” ve “barışı tesis etme” aracı olarak kodluyor; bunun için ekonomi–teknoloji–toplumsal/kültürel dayanıklılık–ordu birlikte sayılıyor.

Buradaki kritik ayrıntı: Ulusal Güvenlik Stratejisi, müttefiklerden çok daha yüksek savunma harcaması beklediğini artık norm haline getiriyor ve “Lahey doktrini” ile NATO ülkelerinin GSYH’nin %5’i hedefini bir çıtaya dönüştürüyor.

Ayrıca metin, modern savaşın maliyet paradoksunu doğrudan kabul ediyor: düşük maliyetli dronlar/füzeler ile bunlara karşı geliştirilen pahalı savunma sistemleri arasındaki açığın “uyum” ve “ölçekli üretim” gerektirdiğini söylüyor. Yani sadece teknoloji değil, seri üretim de caydırıcılığın parçası.
Bu çerçevede “Altın Kubbe” türü yeni nesil füze savunması hedefinin metne girmesi, anavatan savunmasının stratejik görünürlüğünü artırıyor.


Coğrafi öncelik haritası: “Latin Amerika önce”, Çin’e uzun oyun, Avrupa’ya sert terapi, Orta Doğu’da sakinleşme

Metnin belki de en “stratejik imzası”, bölgeleri sıralama biçimi:

Batı Yarımküre: Göç, karteller/narkoterör, kritik varlıklarda düşmanca nüfuz ve stratejik noktalara erişim başlıklarıyla “yarımküre güvenliği” birinci halka. “Trump katkısı” vurgusu, bunu klasik Monroe retoriğinin ötesine taşıyıp aktif bir karşı-nüfuz programına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Hint-Pasifik: Metin, ekonomik geleceğin ağırlık merkezini açıkça burada görüyor; Çin’le rekabeti yalnızca güvenlik değil,ticaret/teknoloji/tedarik zinciri üzerinden tanımlıyor. Tayvan ve Güney Çin Denizi için “küresel deniz taşımacılığının üçte biri” vurgusu ile deniz yollarını “geçiş ücreti rejimi” riskine bağlayarak sert caydırıcılık gerekçesi kuruyor; ayrıca Tayvan bölgesindeki müttefiklerin (Japonya, Güney Kore) daha fazla harcama ve kapasite üretmesi gerektiğini yazıyor.

Avrupa: Strateji, Avrupa’yı yalnızca “az harcayan müttefik” olarak değil, göç, ifade özgürlüğü, doğurganlık ve kimlik gibi başlıklarla “uygarlık krizi” yaşayan bir alan olarak resmediyor; ve önümüzdeki 20 yıl içinde yok olma riski ile karşı karşıya oldunun altını çiziyor. Washington diplomatik hedefleri arasına “NATO’nun sürekli genişleyen ittifak olduğu algısını bitirmeyi” ve Rusya’yla “stratejik istikrarı yeniden tesis etmeyi” koyuyor. Ukrayna için de “düşmanlıkların hızla bitirilmesi” ve savaş sonrası yeniden inşa ile “geçerli/yaşanabilir devlet” vurgusu dikkat çekiyor.

Orta Doğu: Başlık net: “yükü paylaşın, barışı inşa edin”. Metin, Orta Doğu’nun ABD dış politikasını “günlük icrada domine ettiği günlerin geride kaldığını” söylüyor; temel çıkar setini (Hürmüz, Kızıldeniz, enerji arzı, terörün kuluçka olmaması, İsrail güvenliği) korurken, “ulus inşası” savaşlarından kaçınmayı ve İbrahim Anlaşmalarını genişletmeyi hedefliyor. İran’ın nükleer programının Haziran 2025 “Operation Midnight Hammer” ile zayıflatıldığı iddiası da bu bölümde. Suriye’nin mevcut yapıda sorun olmaya devam edeceği ancak sadece ABD, Arap, İsrail ve Türkiye’nin desteği ile istikrar kazabileceği belgede yerini alıyor.

Ayrıca Ortadoğu ile en önemli kısımda şu ifadeler var: “Özellikle Körfez monarşilerini, geleneklerini ve tarihsel yönetim biçimlerini terk etmeye zorlamaya dönük yanlış deneyimimizi bırakmak gerekir.”

Afrika: “Liberal ideoloji yayma” yerine ticaret–yatırım–büyüme paradigmasına geçiş çağrısı var. Yardım (insani-finansal) odaklı ilişkiden, ticaret ve yatırım odaklı ilişkiye geçilmesi gerktiği; enerji ve kritik mineral geliştirme, ABD destekli teknolojilerle (nükleer/LNG vb.) yatırım odağına oturtuluyor.


ABD’nin “dünya düzeni” değil, “çıkar düzeni” tasarımı

Bu Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin ışık tuttuğu ana yönelim; ABD, kendisini küresel düzenin “her soruna koşan yöneticisi” rolünden çekip, çıkarları net tarif edilmiş bir güç olarak yeniden konumlandırmak istiyor. Bunu yaparken:

  • Değer ihracı yerine “esnek gerçekçilik” ile rejim türü dayatmamayı açıkça benimsiyor.
  • “müdahalesizliğe yatkınlık” diyerek müdahale eşiğini yükseltiyor; ama aynı paragrafta katı bir izolasyonculuğu da reddediyor.
  • Diplomatik üslubu, “alışılmadık diplomasi + askeri güç + ekonomik kaldıraç” üçlemesiyle tarif ediyor; yani müzakere ile zorlamayı aynı paket olarak görüyor.

Bu nedenle metin, önümüzdeki dönemde Washington’dan şu tür davranışların daha sistematik gelmesini işaret ediyor: müttefiklere yük ve maliyet transferi, tedarik zincirlerini siyasallaştıran ticaret/teknoloji politikaları, Batı Yarımküre’de karşı-nüfuz ve göç-kartel odaklı güvenlik yaklaşımı, Hint-Pasifik’te ise deniz hattı caydırıcılığı + ekonomik uzun oyun.

Kısacası: Kasım 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD’nin dış politikasını “kapsayıcı düzen kuruculuk”tan ziyade, egemen sınırlarını tahkim eden; sanayi/enerjiyle güç üreten; caydırıcılığı müttefiklere paylaştıran bir stratejik mimariye taşıyor. Metnin dili, bunun bir “ince ayar” değil, bilinçli bir stratejik rota değişimi olduğunu ilan ediyor.


DIŞGÜNDEM sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın