Yazan: Enver Kaptanoğlu

7 ekim 2023 öncesinde İsrail ile Suudi Arabistan arasında çok da kamuoyunda görülmeyen ama yapıldığı bilinen görüşmeler yürütülmekteydi. Amaç, Suudiler ile İsrail arasında normalleşmeye giden bir yol bulmak ve Suudi Arabistan’ı İbrahim anlaşmalarına dahil etmekti. Ancak Arap dünyası ve Suudi Arabistan İbrahim anlaşmalarına karşılık, Filistin meselesinin çözümünü şart koşuyordu.
Hamas’ın 7 ekim 2023’te düzenlediği Aksa Tufanı operasyonu sonrasında, Hamas’ın bunu İsrail-Suudi yakınlaşmasını bozmak için yaptığını hatta daha da genel fotoğrafta, Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştiren İran’ın bu yakınlaşmayı Hamas ile engellediğine yönelik yorumlar/analizler önemli haber sitelerinin/kanalların yayın akışlarında kendilerine yer bulmuşlardı.
Bir diğer iddia da İbrahim anlaşmaları için sürekli Filistin meselesini şart koşan koşan Arap ve Müslüman ülkeleri şu şartlarından vazgeçirmek gerekiyordu. İsrail’de yapılan 7 ekim saldırılarının nasıl gerçekleştiğine yönelik, ordu-istihbarat birimlerindeki güvenlik zaafiyeti olarak lanse edilen tartışmaları da göz önünde bulundurduğumuzda, İsrail’in Arap ülkelerini Filistin’den uzaklaştırmak için Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonuna göz yumduğu öne sürülmüştü.
Bu, İsrail’e hem Hamas’a çok şiddetli bir müdahale imkanı hem de Arap ve Müslüman ülkeleri Filistin’den uzaklaştırma/mesafe koydurma imkanı tanıyacaktı. Ayrıca İran’a karşı da saldırı için de dolaylı yollar açma potansiyeli taşıyordu.
Bu iddiaya göre birinci ve üçüncü ihtimaller tuttu. Ancak israil’in katliama varan saldırıları Arap ve Müslüman ülkeleri Filistin’den uzaklaştırmadı hatta Batılı bir çok ülkeyi ve çevreleri de Filistin’in yanında konuşlandırdı. Gazze’deki savaşın başlangıcında ABD’deki Biden yönetimi Ortadoğu’da İsrail liderliğinde bir ibrahim düzeni oluşturarak İran’a karşı bir cephe oluşturulmasını o tarih itibariyle uygun bulmadı. Çünkü başlarında ABD’nin neredeyse bütün mesaisini alan Ukrayna savaşı ve Rusya ile mücadele vardı. Bu nedenle enerjisini Ukrayna savaşı varken bir de Ortadoğu’da hem de çatışmalarla harcamak istemedi ABD.
Ta ki Trump yeniden başkan seçiline kadar.
Trump başkan olduğundan bu yana yapmaya çalıştığı iki önemli şey var. Biri Ukrayna’da ve diğeri de Gazze’de savaşı bitirmek.
Ukrayna’daki savaşın bitirilmesi, Ortadoğu’da İsrail’in ibrahim düzenini kurması için kritik önemde. Çünkü Ukrayna’daki savaş bitirse Trump yönetimi tüm gücünü, körfez ülkeleri ile İsrail’in normalleşmesine harcayabilecek. Bunu Trump’ın sık sık Suudi Arabistan ile İsrail’in tekrar ibrahim anlaşması görüşmelerine geri dönmesi gerektiğini kamuoyu önünde vurgulamasından anlıyoruz. İşte burada İsrail’in ve ABD’nin İbrahim anlaşmalarıyla ne yapmak istediği ve Ortadoğu’da nasıl bir düzen kurmak istediği önümüze geliyor.
***
Ortadoğu’da uzun zamandır çok şey değişiyor, ama çok az şey gerçekten çözülüyor.
Filistin meselesi sürüyor, İran gerilimi tırmanıyor, bölgesel aktörler ise ya saf tutuyor ya da pozisyon değiştiriyor. Tüm bu denklemde, son yıllarda en dikkat çeken başlıklardan biri hiç kuşkusuz İbrahim Anlaşmaları ve İsrail ve ABD’nin bunun nereye varmak istemesi.
Bu artık sadece İsrail ve Arap ülkeleri arasında imzalanan metinlerden ibaret değil; önümüzdeki yirmi yılın Ortadoğu’sunu şekillendirecek bir stratejik mühendislik projesi.
ABD-İsrail’in ortak geliştirdiği proje aslen, Filistin meselesini çözmeden, Filistin’in bir devlet olma fikrinden bağımsız bir şekilde Ortadoğu’daki Arap ve Müslüman ülkeler nezninde İsrail’e meşruiyet kazandırmak ve hatta güvenlik sağlamak.
Bu yeni çizgi, İsrail’in yıllardır hedeflediği bir şeydi. 2020’den bu yana bunu BAE, Bahreyn, Fas ve Sudan gibi ülkelerle imzalayarak başardılar.
Bu meseleye özünde İbrahim anlaşmaları yerine İbrahim düzeni şeklinde bakmak gerektiğini de vurgulamak isterim.
Ancak meşruiyetin temeli Filistin meselesini kenara itmekse, bunun uzun vadeli bir çözüm değil, ertelenmiş bir kriz olduğu da açıktır.
İSRAİL–ABD GÜVENCESİNDE YENİ BİR GÜVENLİK KUŞAĞI
İsrail’in ikinci hedefi, İran’a karşı bölgesel güvenlik mimarisinin merkezine yerleşmek. ABD’nin desteğiyle geliştirilen ortak hava ve füze savunma sistemleri, istihbarat paylaşımı ve savunma entegrasyonu, İsrail’i Körfez ile askeri anlamda daha yakın hale getiriyor.
Katar ile yapılan güvenlik anlaşmaları ve son dönemde Washington’un Suudilere satma yönünde niyet beyanında bulunduğu F-35’ler tam olarak bu planın bir parçası, çarkın işleyen dişlileri.
İsrail, özellikle BAE ile derin bir ekonomik ve teknolojik entegrasyon peşinde. Enerji, savunma sanayi, veri transferi, lojistik ve finans gibi alanlarda kurulan ağlar, Hindistan–Ortadoğu–Avrupa koridoru gibi projelerle küresel boyuta ulaşıyor.
Gazze savaşı sonrasında ilişkiler diplomatik düzeyde sarsılsa da, ekonomi ve güvenlik işbirliği daha “sessiz kanallardan” işlemeye devam ediyor.
Tabi İsrail’in Lübnan’da Hizbullah’a yönelik saldırıları ile Hizbullah’ın adeta sakat bırakılması, Suriye’deki saldırılarda İran Devrim Muhafızlarının zayıflatılması 14 yılda savaşın değiştiremediği Suriye’de Şimsek hızında bir değişime yol açtı. Hizbullah ve İran’ın Suriye’de zemini kaybetmesi Esad rejiminin çökmesine, Muhalif güçlerin 12 günde Başkent Şam’ı ele geçirerek kontrolü sağlamasıyla sonuçlandı.
Tüm bunlar aslında Hamas’a destek veren Hizbullah’ın İsrail ile savaşı gibi görünse de aslında ABD ve İsrail’in “ibrahim düzeni”nin bir parçası olarak okumakta fayda var.
İbrahim düzenin amaçlarından birinin İran’ı zayıflatarak, Ortadoğu’da İran’a karşı bir hat oluşturmak olduğunu hesaba katarsak, gayet planlı adımlar olduğunu söyleyebiliriz.
Burada Türkiye bunu çok iyi okuyarak savaşın başından bu yana desteklediği Suriye’deki muhaliflere destek vererek Esad rejminin devrilmesini hızlandırdı.
Bu hamle Türkiye’yi denklemde daha güçlü bir pozisyona getirirken, İsrail’e karşı da Ortadoğu çoğrafyasında tek taraflı adım atamayacağının da mesajı verilmişti.
Gazze, Filistin, Lübnan ve Suriye’de çok belirgin bu değişimler yaşanırken, Türkiye’nin Suriye’deki devrime bu denli müdahil olmasının en büyük nedeni ise içerde başlatılan “Terörsüz Türkiye” süreciydi.
1 Ekim 2024’te MHP lideri Devlet Bahçeli’nin mecliste DEM parti heyetinin elini sıkması sürecin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Aynı tarihlerde İsrail’in Lübnan’da Hizbullah’a yönelik yoğun saldırıları sonucunda Hizbullah’ın tüm siyasi ve askeri liderliği ortadan kaldırılıyordu. Lübnan’daki bu süreç aralık 2024’te Suriye’de inanılmaz bir çözülme yaratmış ve Esad rejimini yıkmıştı. Türkiye destekli muhaliflerin Suriye’de yönetime gelmesi, Terörsüz Türkiye sürecinin Suriye ayağı için oldukça önemli bir değişimdi. Çünkü hatırlayacağımız üzere Suriye’nin doğusunu fiili olarak kontrol eden Kürt güçler SDG’nin artık Pkk gibi lağvedilmesi ve hatta Suriye ordusuna entegre edilmesi konuşuluyor. Ankara bu adımla SDG’yi tehdit olmaktan çıkarıp kontrol edilebilir bir unsur haline getirmek amacında ve aynı zamanda PKK’nın silah bırakmasıyla birleştirerek Terör sorununu kökten bitirme gayesinde.
2025 yılı sonunda gelinen noktada ABD ve İsrail’in kurmaya çalıştığı İbrahim düzeni işlemeye devam ediyor.
ABD bir yandan Suudiler ile İsrail arasında mekik dokuyarak Riyad’ı anlaşmaya dahil edip İran’a karşı kendi yanındaki bloğu daha güçlendirmeye çalışırken,, bir yandan da Gazze’de ateşkes ilan ederek Arap ve Müslüman ülkelere Filistin meselesini de bir kenara atmak istemiyoruz mesajı veriyor. Bunun yanında Washington Suriye’de de İsrail’i dizginlemeye çalışırken bir yandan da Suriye’nin yeni yönetimini Meşru kılarak SDG’yi de Şam’a entegre etme çabasında bir görünüm veriyor.
Türkiye ise Ortadoğu’daki bu değişimi görüyor ve bunun getirdiklerini kendi avantajına çevirmek için kullanıyor. Ancak Türkiye bu noktada dengeli davranarak kendisine Ortadoğu’da bu denli değişimler yaşanırken ileride daha da sorun yaratabilecek terör sorunundan kurtulmaya çalışıyor.
Bölgedeki gidişatta terör unsurlarının kendisine karşı kullanılma olasılığı Türkiye’nin bu süreci sonuçlandırma isteğini perçinliyor.
En başta da belirttiğim üzere, ABD ve İsrail’in kurmaya çalıştığı bu ibrahim düzeninin gittiği yol uzun vadede İran’a çıkıyor.
İşin özü ABD ve İsrail, Tahran’a müdahale için zemini ve ortamı hazırlarken, Ortadoğu ve körfezi de buna göre dizayn etme girişimini sürdürüyor.
Tabi tüm bunlar şu an görebildiklerimiz. Bu İbrahim düzenine karşı Tahran’ın yapacağı hamleler gidişatı ne kadar görebildiğiyle alakalı olacak. Körfezin ve hatta Türkiye’nin atacağı adımlar, bu yolun mesafesini belirleyen en büyük etkenler olacak.
Filistinsiz bir Ortadoğu fikrini icraate döken akıl ile Özgür Filistin-özgür Ortadoğu fikrini benimseyen aklın savaşında Hedefte İran var. İki taraf arasındaki bu savaş İran’a ulaşırsa bilin ki Filistinsiz Ortadoğu’ya daha yakınız.
Yorum bırakın