8 Aralık 2024’ün Suriye tarihinin en önemli anlarından biri olarak kayıtlara geçmesinin üzerinden 1 yıl geçti.
Aradan geçen bir yılda ortaya çıkan tablo, tek bir cümleyle özetlenebilir: Suriye, otoriter bir rejimin yıkıntılarından yeni bir düzen kurmaya çalışırken, aynı anda etnik şiddet ve çatışmalar, milisleşme ve dış müdahalelerle sınanan çok zor bir yılı da geride bıraktı.
Bu nedenle ilk yılın muhasebesi, Esad rejiminin devrilmesinden çok daha karmaşık üç noktaya odaklanmak zorunda: Devlet kapasitesinin yeniden inşası, toplumsal dokunun onarılması ve coğrafi/siyasi parçalanma riskinin yönetilmesi. Doğudaki SDG–Şam ilişkisi de 3. maddenin tam merkezinde duruyor.

27 Kasım 2024’te İdlib merkezli Askeri Operasyonlar İdaresi’nin öncülüğünde başlatılan “Saldırganlığı Caydırma” harekâtı, sahadaki güç dengelerini birkaç gün içinde kökten değiştirdi. HTŞ öncülüğündeki muhalif güçler, Batı Halep kırsalından başlayarak rejimin ilk savunma hatlarını hızla yarıp, M4 ve M5 otoyollarının kesiştiği Serakib’i ele geçirdi. Bu, yalnızca taktik bir başarı değil, Şam–Halep omurgasını bozan stratejik bir kırılmaydı.
On iki gün içinde cephe Hama’dan Hums’a, güneyde Dera ve Kuneytra’dan Şam’ın çevresine kadar dalga dalga yayıldı. başkent şam’a doğu ve kuzeyden girildiğinde ilk hedef Sednaya Hapishanesi olmuştu. Sednaya’nin basılması ve binlerce tutuklunun serbest bırakılması, rejim açısından sadece askeri bir yenilgi değil, “korku rejimi”nin psikolojik temelinin çöküşü anlamına geliyordu. Esad’ın Rusya’ya kaçışıyla birlikte Baas devleti fiilen sona erdi ve Ahmed el-Şaraa başkanlığında bir geçiş hükümeti, Şam’da yeni siyasi merkezin adı oldu.

Geçici hükümetin en görünür başarısı, dış politika alanında oldu. Ahmed el-Şaraa liderliğindeki yönetim, birkaç ay içinde Arap başkentleriyle diplomatik ilişkileri yeniden kurdu; Arap Birliği’nde yeniden sandalye alındı, Körfez ülkeleriyle temsilcilikler açıldı. ABD’nin yeni Şam yönetimiyle “tarihi bir sayfa” açtığını ilan etmesi, hem siyasi meşruiyet hem de kısmi ekonomik normalleşme açısından kritik bir eşikti.
Yaptırımların bir bölümünün gevşetilmesi, dondurulmuş bazı hesapların kontrollü biçimde serbest bırakılması ve Türkiye, Irak, Ürdün sınır geçişlerinin ticarete yeniden açılması, Suriye ekonomisine sınırlı da olsa bir oksijen girişi sağladı. Suriye lirasındaki değer kaybı yavaşladı, temel gıda fiyatlarındaki artış hızı düşse de yoksulluk ve işsizlik oranları hâlâ savaş öncesi seviyelerin çok üzerinde.
Ancak burada altı çizilmesi gereken nokta şu: Dış meşruiyetin nispeten hızla toparlanması, içerdeki devlet kapasitesinin aynı hızla yeniden inşa edildiği anlamına gelmiyor. Merkezi yönetim, kamu hizmetlerini ülke sathına eşit ve düzenli biçimde ulaştırmakta zorlanıyor; elektrik, su, sağlık ve eğitim alanlarında, özellikle kırsal bölgelerde büyük boşluklar devam ediyor.
TOPLUMSAL DOKU YENİDEN TESİS EDİLEBİR Mİ?
Suriye’nin önündeki en ağır dosyalardan biri, toplumsal dokunun onarılması. Eski rejim, özellikle Alevi toplumu kendi bekasının sigortası haline getirmiş, güvenlik aygıtını belli kimlik gruplarına yaslayarak mezhepsel bir güvenlik mimarisi inşa etmişti. Esad sonrası dönemde bu miras, ters yönden işliyor: Aleviler, rejimin “doğal hedefi” gibi görülme riskiyle; Sünniler ise on yıllık savaşın ardından “hesap sorma” eğilimiyle sahneye çıkıyor.
Lazkiye ve Tartus gibi sahil bölgesinde, Esad yanlısı silahlı gruplarla yeni güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların sivilleri hedef alan misillemelere dönüşmesi, Humus ve çevresinde aşiretler arası şiddetin mezhepsel boyut kazanması, bu kırılganlığın somut örnekleri oldu. Her vaka, “geçiş adaleti” ile “intikam adaleti” arasındaki çizgiyi biraz daha bulanıklaştırdı.
Geçici hükümet, bir yandan uluslararası ortaklarla birlikte savaş suçları ve ağır ihlaller için bir hesap verme mekanizması tasarlamaya çalışıyor; diğer yandan geniş kesimlerin katıldığı bir “hakikat ve uzlaşı” süreci yürütme baskısı altında. Fakat yargı kurumlarının zayıflığı, dosyaların hacmi ve silahlı aktörlerin sahadaki ağırlığı, bu süreci yavaşlatıyor. Bugün itibarıyla, sembolik birkaç dava dışında, sistematik ve kapsayıcı bir geçiş adaleti mimarisinden söz etmek zor.
***
Güvenlik, Esad sonrası Suriye’nin en ciddi alanı. Şam ve büyük şehirlerin çevresinde yeni rejime bağlı ordunun ve polis teşkilatının otoritesi görece güçlenmiş durumda. Ancak ülke geneline bakıldığında tablo çok parçalı.
- Özellikle ülkenin batısındaki sahil kesiminde Yeni yönetimin güvenlik güçler ile alevi toplumu arasında yaşanan kanlı çatışmalar ve bu çatışmalarda Güvenlik güçlerinin şiddet olaylarına karışması, azınlık haklarını sorgulatıyor.
- Güneyde, Dürzi gruplar ve eski rejim yanlısı milisler, zaman zaman merkezi otoriteyle çatışma, zaman zaman pazarlık içinde.
- Çöl kuşağında ve Fırat havzasında Deaş hücreleri, otorite boşluklarını değerlendirerek düşük yoğunluklu ama istikrarsızlaştırıcı saldırılar düzenliyor.
Bu mozaiğe, doğudaki SDG–Şam ilişkisini eklediğimizde, Suriye’nin neden “tamamlanmamış bir geçiş süreci” içinde olduğu daha net görülüyor.

Fırat’ın doğusundaki geniş kuşak, hâlâ büyük ölçüde SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) askeri ve Suriye Demokratik Konseyi’nin sivil yönetim ağırlığı altında. Esad’ın devrilmesinden sonra bu bölgenin statüsü, yeni Şam yönetimi için hem egemenlik hem de kaynak paylaşımı açısından kritik bir sınava dönüştü.
Bir yılda yaşananları kabaca 2 başlık altında toplamak mümkün:
- Müzakere ve anayasal çerçeve arayışı
- Şam ile SDG temsilcileri arasında, zaman zaman üçüncü ülkelerin ve BM’nin kolaylaştırıcılığıyla yürütülen görüşmelerde, iki ana eksen öne çıkıyor: İdari/ siyasi özerklik ve güvenlik sektörünün geleceği.
- SDG, savaş boyunca inşa ettiği yerel meclisler ve kantonal yönetim modelinin, yeni anayasada “gelişmiş yerel yönetim” ya da fiili federal bir yapı olarak tanınmasını talep ediyor. Kürt kimliğinin resmen tanınması, Kürtçenin bölgesel düzeyde resmi statüye kavuşması, yerel güvenlik birimlerinin (Asayiş vb.) tamamen tasfiye edilmemesi gibi başlıklar masada.
- Şam ise, anayasada “idari adem-i merkeziyet” formülüne sıcak baksa da, açık federalizm ve ayrı bir silahlı gücün kalıcılaşmasına kırmızı çizgiyle yaklaşıyor.
- Kaynak paylaşımı ve ekonomik hesap
- Doğudaki petrol ve gaz sahaları, Suriye’nin savaş sonrası yeniden inşasında temel finansman kaynağı olabilecek potansiyele sahip. Bu nedenle Şam, enerji gelirlerinin merkezi bütçe üzerinden dağıtılmasını savunurken, SDG bölge gelirlerinin önemli bir kısmının yerel kalkınmaya ayrılmasında ısrarcı.
- İlk yıl, bu konuda kalıcı bir mutabakat üretilemedi. Yer yer ortak fonlar ve geçici paylaşım formülleri devreye sokuldu, ancak her yeni siyasi kriz, bu anlaşmaları da tartışmalı hale getiriyor.
Birinci yılın sonunda, ülkenin doğusunda SDG yapılanmasıyla ilgili net bir “çözüm modeli”nden söz etmek mümkün değil. Şam, Suriye’nin resmî sınırları içinde “tek egemenlik” söylemini korurken, fiilen SDG ile “müzakere edilmiş bir birlikte yaşama” arayışı sürüyor. Bu arayışın başarısı, ülkenin fiili bölünmeye mi yoksa esnek ama bütünlüklü bir devlet modeline mi evrileceğini belirleyecek temel parametrelerden biri.
***
Esad sonrası Suriye’nin geleceği, sadece iç dinamiklerle değil, bölgesel güçlerin hesaplarıyla da yakından bağlantılı. Özellikle Esad devrilmesi ile neredeyse aynı anda İsrail’in suriye’nin güneyini işgal etmesi, Şam’ın en büyük sınavlarından biri. İsrail’in kendi güvenlik doktrinini başka bir ülkenin topraklarına girerek tesis etmeye çalışması ve Şam’ın kendi istikrarından ziyade İsrail’in güvenliğini önceliklendirmesi isteği, sadece netanyanu’nun aşırı sağcı hukuk tanımaz kabinesinin ortaya koyacağı tavırlardan biri. Bu tavıra karşı Şara’nın itidalli davranması ve hatta İsrail ile Esad sonra yeni bir güvenlik doktrini inşası üzerine görüşmeler gerçekleştirmesi olumlu gelişmeler oldu. Ancak Tel aviv’in Şara yönetimine karşı güvensizlik açıklamalır ve hatta ülkenin güneyindeki etnik ve mezhepsel gerilimi tetiklemesi Şam için istikrar arayışındaki en zorlayıcı gelişmelerden biri oldu.
***
Esad sonrası geçen ilk yıl, Suriye’de büyük ölçekli 13 yıllık rejim-muhalefet savaşının sona ermesinin – mümkün olduğunu gösterdi. Ancak kapsayıcı siyasal düzen, işler bir hukuk devleti, güven veren bir adalet sistemi ve kimlikler üstü bir vatandaşlık tanımı, hâlâ uzak bir hedef.
Yeni Şam yönetimi, dış meşruiyet, ekonomi ve diplomasi alanında önemli başlangıçlar yaptı; bu, göz ardı edilemez. Buna karşılık, içeride:
- Azınlıkların güvenliği,
- Doğudaki SDG dosyası ve ülkenin fiili parçalanma riski,
- Silahlı aktörlerin siyasete entegrasyonu,
- Geçiş adaletinin intikama dönüşmeden kurumsallaştırılması,
- Ve savaş ekonomisinden barış ekonomisine geçiş,
henüz kalıcı çözüme kavuşmuş değil.
Eğer Şaraa yönetimi, bu başlıklarda aşamalı ama somut ilerlemeler sağlayabilir, SDG ile anlama sağlayıp ortak egemenlik üzerinden bir yapı kurabilir, milis güçleri tek bir ulusal güvenlik mimarisinde eritebilir ve toplumsal adalet beklentisini kurumsal mekanizmalarla karşılayabilirse, bugün “kırılgan geçiş” diye tarif ettiğimiz dönem, orta vadede kalıcı bir istikrar mimarisine dönüşebilir.
Aksi halde, Esad’ın devrilişinin birinci yıldönümünde kutlanan zafer, birkaç yıl sonra yeni bir iç savaşın ya da kalıcı bir coğrafi bölünmenin önsözü olarak hatırlanabilir. Suriye, bugün tam da bu iki uç arasında yer alıyor.
Yorum bırakın