
MbS’nin Washington’a Dönüşü: Trilyon Dolarlık Veri, Uranyum ve F-35 Pazarlığı
Washington, uzun zamandır Beyaz Saray önünde bu kadar ihtişamlı bir karşılama görmemişti. Deniz piyadeleri bandosu, atlı birlikler, 21 pare top atışı, askeri uçakların geçişi derken, Trump–Muhammed bin Selman buluşması, protokol tarihine “veliaht prense kırmızı halı dönüşü” olarak geçti. Bu aynı zamanda, 2018’de Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası uluslararası arenadan dışlanan Suudi veliaht prensin Washington’a ilk gelişi, dolayısıyla siyasi ve sembolik anlamda “sahnelere” geri dönüşüydü.
Zirve, gösterişin ötesinde üç büyük dosyayı aynı anda açtı: Suudi veliaht prensi Muhammed Bin Selman’ın kişisel ve politik olarak aklanması, trilyon dolarlık yatırım ve teknoloji paketi, bir de Suudi Arabistan’ı bölgesel savunma mimarisinde üst lige taşıyan F-35 anlaşmaları. Ortaya, klasik “petrol karşılığı güvenlik” modelini veri merkezleri, kritik mineraller, nükleer yakıt döngüsü ve en ileri silah sistemleriyle güncelleyen yeni bir ortaklık tablosu çıktı.
Oval Ofis’teki ortak basın toplantısı, bu dönüşümün tonunu ele veren bir sahneyle açıldı. ABC muhabiri Mary Bruce, MbS’ye Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili soru yöneltmeye çalıştığında, söze anında Trump girdi. ABC’yi “sahte haber”, Kaşıkçı’yı da “son derece tartışmalı” ve “pek çok kişinin sevmediği” bir figür olarak niteledi; cinayet için “Böyle şeyler olur, ama veliaht prens hiçbir şey bilmiyordu” dedi ve muhabiri “berbat bir gazeteci” diye azarladı. Bu birkaç saniyelik sert çıkış, Washington açısından Kaşıkçı dosyasının fiilen kapandığına dair en açık işaret oldu. Beyaz Saray’ın dili, cinayeti artık bir insan hakları meselesi değil, ilişkileri bozmaması gereken “geçmiş bir olay” kategorisine yerleştiriyordu. Üstelik Trump bu tavrı, ABD istihbaratının 2021’de hazırladığı ve “Kaşıkçı cinayetinde MBS’nin onayıyla ya da bilgisi dahilinde işlendi” sonucuna varılan bir rapor olmasına rağmen, sergiledi.
Bu siyasi örtbas hareketinin hemen arkasından, kameralar önünde rakamlar konuşulmaya başlandı. MbS, Mayıs ayındaki Riyad zirvesinde ABD ekonomisine 600 milyar dolarlık yatırım sözü vermişti. Washington’da bu taahhüdünü 1 trilyon dolara çıkardı; Trump ise Oval Ofis’te “Bunu 1,5 trilyon yapar mıyız?” diyerek hem kendi kamuoyuna hem piyasaya “Amerika’ya devasa yabancı sermaye yağdıran başkan” hikâyesini destekledi. Bu trilyonluk çerçevenin altında ise üç yeni sütun belirginleşiyor: kritik mineraller, yapay zekâ ekosistemi ve nükleer enerji.
Kritik mineraller boyutunda, ABD’li MP Materials ile Suudi madencilik devi Maaden arasında, krallıkta hafif ve ağır nadir toprak elementlerini işleyecek bir rafineri kurulması için ortak girişim anlaşması imzalandı. Maaden en az yüzde 51 payla kontrolü elinde tutarken, MP Materials yüzde 49’la sınırlanıyor. Üstelik Washington, bu şirketin yüzde 15 hissesini kısa süre önce Savaş Bakanlığı üzerinden almış, ürünlerini 10 yıl boyunca piyasa fiyatının iki katına satın alma taahhüdünde bulunmuştu. Ortak girişimde ABD tarafının koyacağı sermayenin de tamamen Washington tarafından finanse edilecek olması, Çin’in küresel nadir toprak işleme zincirindeki rolünü Suudi çöllerine doğru kaydırma niyetini ele veriyor. Böylece ABD, tedarik zincirini Pekin’den uzaklaştırırken, Riyad da kendisini petrolün ötesinde, yeşil dönüşüm ve yüksek teknoloji için vazgeçilmez hammadde üssü olarak konumlandırıyor.
İkinci sütun, yapay zekâ. Suudi egemen varlık fonu PIF tarafından desteklenen devlet kontrollü Humain şirketi, Washington haftasını adeta bir anlaşma yağmuruna çevirdi. Elon Musk’ın xAI şirketiyle, Suudi Arabistan’da 500 megavatlık dev bir veri merkezi ve krallık genelinde GPU tabanlı bir veri merkezi ağı kurulması konusunda uzlaşıldı. Humain, Luma’ya 900 milyon dolarlık yatırım açıkladı; Luma, Humain’in veri merkezlerini yapay zekâ video üretiminde kullanacak. AMD ve Cisco ile, Suudi Arabistan’da 1 gigavatlık veri merkezi kapasitesi inşa etmeyi öngören bir ortaklık duyuruldu. Amazon, zaten aktif olduğu Suudi AI ekosistemini büyütmek için Riyad’daki “AI Zone”da 150 bin yapay zekâ hızlandırıcısını devreye sokma planını “genişletilmiş bir ortaklık” başlığıyla tanıttı.
Bol fosil yakıt ve güneş enerjisi sayesinde elektrik fiyatlarının dünya ortalamasının yüzde 30–50 altında olması, krallığı doğal bir veri merkezi üssüne dönüştürüyor. Suudi Arabistan, bu kez sadece petrol satmıyor; ucuz enerji ve altyapı üzerinden küresel yapay zekâ devlerine “hesaplama gücü” ihraç etmeyi hedefliyor.
Bu AI vizyonunun kilit taşını ise ABD menşeli gelişmiş çiplere erişim oluşturuyor. Krallık, Humain için on binlerce yapay zekâ çipi alımına dönük anlaşmalar açıkladı; ancak ihracat lisansları henüz tam olarak çıkmış değil. Washington zirvesinde Trump lisansların onaylanması için çalıştığını duyururken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Suudi mevkidaşı Faysal bin Ferhan, “Stratejik Yapay Zekâ Ortaklığı” anlaşmasına imza attı. Ortak açıklamada, bu çerçevenin “ileri yarı iletkenlerin tedarikini de kapsadığı” vurgulandı. Bu ifade, Çin’e uygulanan teknoloji kısıtlamalarının, seçilmiş Körfez müttefikleri için kademeli biçimde esnetileceğinin habercisi olarak okunabilir.
Üçüncü sütun, nükleer enerji. MbS uzun süredir Suudi Arabistan’ın nükleer yakıt döngüsünün tamamına hâkim olmak istediğini açıkça dile getiriyor; düşük zenginleştirilmiş uranyumdan nükleer yakıt imalatına uzanan bir zincirden söz ediyor. Washington’da ABD ile bir nükleer enerji anlaşması imzalandığı duyuruldu, fakat detaylar şimdilik gizli.
Ekonomik ve teknolojik paket, savunma alanındaki sıçramayla tamamlanıyor. Trump yönetimi, zirvede Suudi Arabistan’ı resmen “başlıca NATO dışı müttefik” ilan etti ve yeni bir Stratejik Savunma Anlaşması’na imza atıldığını açıkladı. Bu ikili yapı, Riyad’ı gelişmiş ABD silahları için bekleme süreleri ve müzakere süreçlerinde diğer Körfez ülkelerinin önüne geçiriyor. Suudi tarafı aslında Japonya benzeri, Senato onaylı bir karşılıklı savunma paktı istemişti; bu gerçekleşmedi.
Bu savunma mimarisinin en sembolik ve tartışmalı ayağı, beşinci nesil F-35 savaş uçakları. İsrail, Suudi filonun “daha düşük kalibrede” olması için perde arkasında bastırırken, Trump kameralar önünde Riyad’a satılacak uçakların “en üst seviye” olacağını söyledi. Suudi Arabistan’ın sayısı 48’e çıkabilecek bir filo istediği konuşuluyor; bu da bugün bölgedeki tek F-35 kullanıcısı olan İsrail’in filosundan büyük. ABD yasaları, İsrail’in “niteliksel askeri üstünlüğünün” korunmasını zorunlu kılıyor; bu nedenle Kongre’de nasıl bir denge formülü bulunacağı belirsiz. Yine de eğilim net: İsrail hâlâ bölgenin en güçlü ordusu olacak, ancak Suudi Arabistan, özellikle İran’a karşı hava gücündeki açığını hızla kapatan bir aktöre dönüşecek.
Üstelik F-35’ler, Suudi alışveriş listesinin sadece bir parçası. Riyad, F-35’lerle birlikte uçup elektronik harp, keşif veya seyir füzesi saldırıları yapabilecek otonom “Collaborative Combat Aircraft” dronlarıyla ilgileniyor. Shield AI ile küçük ve çevik dronlar konusunda görüşmeler yürütülürken, General Atomics, Suudi Arabistan’la 200’e kadar CCA dronu ve MQ-9B sınıfı klasik İHA satışı üzerine konuştuklarını açıkladı. Bu tablo, Suudi silahlı kuvvetlerinin Körfez’de ilk kez “beşinci nesil savaş uçağı + otonom dron sürüsü” birleşimine yaklaşacağı bir geleceğe işaret ediyor.
Tüm bu savunma ve teknoloji başlıklarının gölgesinde, Aramco’nun ABD’li şirketlerle imzaladığı 30 milyar doları aşan 17 ön anlaşma da unutulmamalı. Sıvılaştırılmış doğal gazdan finansal hizmetlere ve ileri malzeme üretimine uzanan bu projeler, Trump’ın Mayıs ziyaretinde duyurulan 90 milyar dolarlık niyet mektuplarının üzerine inşa ediliyor. Yani fosil yakıt, hâlâ ilişkinin “nakit makinesi”; fakat artık yanına veri merkezleri, kritik mineraller ve ileri silah sistemleri eklenmiş durumda.
Bu büyük pazarlığın kazananları ve kaybedenleri şimdiden seçilmeye başladı. MbS, Kaşıkçı cinayetinin gölgesinden resmen çıkmış görünüyor; Beyaz Saray’daki ihtişamlı tören, onu hem Amerikan siyasetinde hem de küresel sahnede yeniden meşrulaştıran bir “zafer geçidi” işlevi gördü. Suudi Arabistan, trilyon dolarlık yatırım sözü, AI ve nükleer enerji anlaşmaları ve F-35 satışıyla ekonomik, teknolojik ve askeri olarak üst lige çıktı. Trump ise içeride, “yüz milyarlarca dolarlık yatırım, binlerce yeni iş, müttefiklere en ileri silahları satan güçlü Amerika” anlatısını besleyecek malzemeyi fazlasıyla topladı.
Diğer tarafta, insan hakları savunucuları ve gazeteciler, Kaşıkçı’nın bu kadar hızlı “tarihe gömülmesinden” rahatsız. Bir Amerikan yerleşiği ve büyük bir gazetenin köşe yazarının vahşi cinayetinin bu kadar kolay unutulması, otoriter liderlere tehlikeli bir mesaj olarak görülüyor. İsrail, hem Suudi F-35 filosu hem de Riyad’ın genel askeri kapasite artışı nedeniyle kaygılı; özellikle de bu satışın İsrail’le normalleşme şartına bağlanmadan ilerleyecek olması, Tel Aviv açısından kırmızı çizgilerin esnediği anlamına geliyor. Filistinliler için tablo daha karmaşık: MbS’nin Trump’ın Gazze planına sıcak bakması endişe yaratırken, Riyad’ın hâlâ açık bir normalleşmeye gitmemesi ve “yaşanabilir, tam egemen bir Filistin devleti” vurgusunu sürdürmesi, temkinli bir umut alanı bırakıyor; fakat büyük enerji, savunma ve teknoloji anlaşmalarının arasında Filistin meselesinin görünürlüğü belirgin biçimde azalıyor.
BAE, Suudi Arabistan’ın yapay zekâ ve veri merkezi alanında bu kadar agresif yatırım yapmasından rahatsız; çünkü Abu Dabi de benzer biçimde küresel AI merkezi olma hedefi güdüyor. İran ise, Suudi nükleer programındaki ilerleme ve F-35/CCA paketinin, Tahran’ın caydırıcılık hesabını zorlaştıracağının farkında. Bu da Körfez’deki kırılgan dengeyi daha da karmaşıklaştırıyor.
İki ülke arasındaki ortaklık, artık sadece “petrol karşılığı güvenlik” denklemiyle açıklanamaz. Bu eksen, kritik mineraller, yapay zekâ veri merkezleri, nükleer yakıt döngüsü ve beşinci nesil savaş uçaklarıyla yeniden yazılıyor. Bu yeni modelin Ortadoğu’da istikrar mı, yoksa daha sofistike bir silahlanma ve rekabet döngüsü mü üreteceğini ise, önümüzdeki yıllarda Gazze’den Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’na uzanan coğrafyada göreceğiz. MbS’nin Beyaz Saray’a dönüşü, hem bir iade-i itibar töreni hem de bölgenin güç haritasında yeni bir perdenin açılışı olarak kayda geçti.
Yorum bırakın