Dünyanın gündemi

GOOGLE PATRONUNDAN YAPAY ZEKA UYARISI: GÖZÜNÜZ KAPALI GÜVENMEYİN!

Google’ın patronu Sundar Pichai, BBC’ye konuştu, yapay zekanın gidişatını anlattı. Pichai, Yapay zeka bazı işleri ortadan kaldıracak derken buna nasıl bir çözüm bulunacağını da söylüyor. Önemli açıklamalarından biri de herşeyi yapay zekaya sorunlara: Gözünüz kapalı güvenmeyin!

Google ve YouTube’un çatı şirketi Alphabet’in CEO’su Sundar Pichai, BBC’ye verdiği kapsamlı röportajda hem piyasaya hem de sıradan kullanıcıya yönelik iki temel uyarı yaptı. Bir yanda, yapay zekâ etrafında oluşan yatırım dalgasını “olağanüstü” bir an olarak tarif ediyor, ama bu dalganın içinde “irrasyonel” unsurlar bulunduğunu da açıkça söylüyor. Diğer yanda, bugün milyonlarca insanın günlük hayatına giren yapay zekâ araçları için şu basit cümleyi kuruyor: “Körü körüne güvenmeyin.”

Silikon Vadisi’nde son iki yıldır yaşanan hareketlilik, teknolojinin kendisi kadar, ona eşlik eden para akışıyla da konuşuluyor. Pichai’nin şirketi Alphabet’in piyasa değeri yedi ayda 3,5 trilyon dolara ulaşmış durumda. Nvidia, yapay zekâya özel çipleriyle 5 trilyon dolarlık değere ulaştı. OpenAI etrafında örülen ve toplam büyüklüğü 1,4 trilyon dolar civarında olduğu söylenen ortaklık ve yatırım ağı, şirketin bu yıl beklenen gelirinin yüzlerce katına şimdiden fiyat biçiyor. Pichai, tüm bunlara bakarken hem büyüyen bir teknolojik dönüşümü görüyor hem de tarihten tanıdık bir “aşırı coşku” halini.

Bu noktada, 1990’ların ortasında ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’in borsaya ilişkin ünlü “irrasyonel coşku” uyarısını hatırlatmak kaçınılmaz. Pichai de benzer bir çizgide duruyor. İnternetin ilk yıllarını örnek veriyor: O dönemde de devasa miktarda fazla yatırım yapıldığını, pek çok şirketin battığını; ama sonunda kimsenin “internet aslında o kadar da önemli değilmiş” demediğini söylüyor. Ona göre yapay zekâ da aynı kategoride: Hem rasyonel beklentiler hem de irrasyonel baloncuklar iç içe.

Wall Street’te benzer bir uyarıyı kısa süre önce JPMorgan’ın CEO’su Jamie Dimon da yapmış, yapay zekâya yatırılan paranın bir kısmının “muhtemelen kaybedileceğini” söylemişti. Pichai ise daha içeriden konuşuyor. Alphabet’in, çipten veri merkezine, YouTube ve arama verisinden büyük modellere kadar tüm katmanları elinde tutan “uçtan uca” bir teknoloji şirketi olmasının, olası bir düzeltme dönemini atlatmak için avantaj sağladığını savunuyor. Yine de cümlenin sonunda frene basıyor: “Hiçbir şirket –biz dahil– böyle bir balon patlamasından tamamen muaf olamaz.”

Röportajın bir diğer önemli başlığı, yapay zekânın enerji iştahı. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre veri merkezleri ve yapay zekâ sistemleri, dünya elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5’ini oluşturuyor ve bu pay hızla artıyor. Büyük dil modellerini eğitmek ve çalıştırmak için kullanılan dev sunucu çiftlikleri, hem altyapı hem de enerji üretimi açısından sanayi devriminden bu yana görülmemiş bir yük getiriyor. Pichai, özellikle burada kırılgan bir denge olduğunu söylüyor. Ekonomileri büyütmek için üretkenliği artıran yapay zekâya ihtiyaç var; ancak bu büyümenin enerji altyapısına takılmaması gerekiyor. Aksi halde, “enerji kısıtı” yeni büyüme sınırı hâline gelebilir.

Alphabet’in 2030’a kadar “net sıfır” karbon hedefine bağlılığını koruduğunu belirten Pichai, buna rağmen yapay zekâ yatırımlarının hızı nedeniyle bu hedefe gidişlerin yavaşladığını kabul ediyor. Daha verimli veri merkezleri, yenilenebilir enerji anlaşmaları ve yeni temiz enerji teknolojilerine yatırımlarla bu gecikmeyi telafi etmeye çalıştıklarını anlatırken, bir yandan da küresel enerji sisteminin bu yeni talebe ne kadar hazırlıksız yakalandığını ima ediyor.

Pichai’nin çizdiği resim sadece Amerika ile sınırlı değil. Alphabet, Birleşik Krallık’a yönelik iddialı bir yatırım planı açıklamış durumda. Önümüzdeki iki yıl içinde İngiltere’de yapay zekâ altyapısı ve araştırması için 5 milyar sterlin harcanması öngörülüyor. Bu yatırım, Londra merkezli DeepMind üzerinden yürütülecek “en ileri seviye” araştırmayı, yeni veri merkezlerini ve ilk kez büyük dil modellerinin bizzat İngiltere’de eğitilmesini kapsıyor. Londra hükümeti, ABD ve Çin’in ardından Birleşik Krallık’ı “üçüncü yapay zekâ süper gücü” hâline getirme hedefini yüksek sesle dile getirirken, Pichai de Google cephesinden bunun siyasi değil stratejik bir tercih olduğunu vurguluyor: Yetenek havuzu, regülasyon ortamı ve altyapı, uzun vadeli bir bağlanmayı teşvik ediyor.

Tüm bunlar olurken, yapay zekânın iş gücü piyasası üzerindeki etkisi, hem çalışanların hem de siyasetçilerin aklındaki asıl soru olarak öne çıkıyor. Pichai, yapay zekâyı “insanlığın üzerinde çalıştığı en derin teknoloji” şeklinde nitelendirirken, bunun istihdam açısından anlamını da saklamıyor: Bazı işler ortadan kalkacak, pek çok işin içeriği baştan sona değişecek, aynı zamanda yeni meslekler ortaya çıkacak. Öğretmenlik, hekimlik gibi klasik mesleklerin ortadan kaybolmayacağını; ama bu alanlarda başarılı olanların, yapay zekâ araçlarını etkin şekilde kullanabilenler olacağını söylüyor. Dolayısıyla onun gözünde asıl mesele “Yapay zekâ işimi elimden alacak mı?” sorusundan çok, “Ben yapay zekâyı ne kadar hızlı ve bilinçli kullanmayı öğreniyorum?” sorusunda düğümleniyor.

BBC ile yapılan ikinci söyleşide, Pichai’nin uyarısı doğrudan günlük kullanıcıyı hedefliyor. Bugün milyonlarca insan, ödev hazırlarken, bir e-postayı yeniden yazdırırken ya da haberleri özetletirken yapay zekâ sohbet botlarına başvuruyor. Pichai burada net: “Mevcut en ileri seviye yapay zekâ teknolojisi bile hata yapmaya, çarpıtmaya, hatta uydurmaya yatkın.” Bu yüzden, bu araçların ürettiği metin ve cevapların “tek gerçek kaynak” gibi görülmemesi gerektiğini, mutlaka başka bilgi kaynaklarıyla birlikte kullanılmasının şart olduğunu vurguluyor.

Pichai, bu tabloyu “zengin bir bilgi ekosistemine” duyulan ihtiyaçla açıklıyor. Ona göre insanlar, yaratıcı yazım, taslak üretimi ve fikir geliştirme gibi alanlarda yapay zekâdan büyük fayda sağlayabilir; ancak özellikle haber, analiz ve karar alma süreçlerinde klasik arama motorları, güvenilir haber siteleri, akademik kaynaklar ve kitaplar hâlâ vazgeçilmez.

Röportajda tartışılan bir başka başlık ise Elon Musk’ın yıllar önce DeepMind hakkında dile getirdiği “yapay zekâ diktatörlüğü” uyarıları. Musk, o dönemde tek bir şirketin çok güçlü bir yapay zekâ geliştirip bunun üzerinde denetimsiz bir hakimiyet kurması ihtimaline işaret etmişti. Pichai bu endişelerin bütünüyle temelsiz olmadığını kabul ediyor, ancak bugünkü tabloya baktığında yapay zekâ ekosisteminde çok sayıda büyük oyuncu bulunduğunu, dolayısıyla “tekil tekel” riskinden hayli uzak olunduğunu savunuyor. Yine de ilkesinin net olduğunu söylüyor: Böylesine güçlü bir teknolojinin kontrolü, tek bir şirketin elinde toplanmamalı.

Tüm bu başlıklar, Pichai’nin sözlerinde iki düzlemde birleşiyor. Birincisi, finansal düzlem: Yapay zekâ etrafında şişen balon, ne kadar parlak görünürse görünsün, bir gün mutlaka sınanacak. O sınama anında hiçbir büyük teknoloji şirketi –Google dahil– tam anlamıyla dokunulmaz değil. İkincisi, toplumsal ve bireysel düzlem: Yapay zekâ, internet kadar dönüştürücü bir teknoloji olma yolunda ilerliyor; ancak ondan nasıl faydalandığımız, ona ne kadar eleştirel yaklaştığımız ve ne ölçüde sorgulayıcı olduğumuz, bu dönüşümün sonuçlarını belirleyecek.

Haftasonu, ekran başında yapay zekâya yazdırdığı bir e-postayı son kez gözden geçiren, haberlerini bir sohbet botundan özet olarak okuyan ya da yeni bir iş ararken bu araçlardan tavsiye isteyen bir okur için Pichai’nin mesajı aslında oldukça kişisel: Yatırımlarda da, bilgide de, yapay zekâya ne abartılı bir kurtarıcı ne de kusursuz bir hakem muamelesi yapmak gerekiyor. Teknoloji tarihin akışını değiştirmeye aday olabilir, ama onu nasıl kullandığımız hâlâ bizim elimizde.


DIŞGÜNDEM sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın