
Tarih 22 ekim 2025, yani yaklaşık 1 ay öncesi…
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın Tel Aviv’de söylediği bi söyler yeterince ciddiye alınmamıştı. Aşağıdaki videoda da göreceğiniz üzere Kushner, “Hamas’ın hala kontrol ettiği bölgelere hiçbir yeniden inşa yardımı ve yeniden inşa fonu gitmeyecek. Şunda İsrail ordusunun kontrol ettiği bölgede, Gazze’de yaşayan Filistinliere gidecek bir yer, iş bulabilecekleri bir yer, yaşayacakları bir yer sağlamak amacıyla yeni bir Gazze inşasına başlanması için değerlendirmeler yapılıyor. ” sözlerini sarfetmişti.
Kusnher’in açıklamasından birkaç hafta sonra şimdi İngiliz The Guardian gazetesi ABD’nin Gazze şeridi’nin aşağıdaki haritadaki gibi ikiye bölme planı yaptığı belirtti.

ABD’nin Gazze için üzerinde çalıştığı yeni güvenlik ve yeniden yapılanma modeli, bölgenin uzun vadeli olarak iki ayrı alana ayrılmasını öngörüyor. Bu planın merkezinde, İsrail ve uluslararası güçlerin ortak kontrolünde bulunacak bir “yeşil bölge” ile neredeyse tüm nüfusun sıkıştırıldığı, harap haldeki “kırmızı bölgenin” yer alması dikkat çekiyor. Guardian’ın ulaştığı Centcom (ABD Merkez Kuvvetler komutanlığı) belgeleri ve Amerikalı yetkililerin açıklamaları, bu düzenlemenin sadece geçici bir güvenlik adımı olarak değil, Gazze’nin geleceğini belirleyebilecek yapısal bir dönüşüm olarak tasarlandığını gösteriyor.
ABD’li yetkililer, ideal çözümün Gazze’nin yeniden birleşmesi olduğunu belirtse de bunun kısa vadede mümkün olmadığını kabul ediyor. Bu çerçevede, yeniden yapılanmanın yalnızca “yeşil bölge”de başlatılması ve geri kalan bölgelerin belirsiz bir süre boyunca savaş sonrası yıkım içinde bırakılması, Gazze’nin fiilen uzun dönemli bir bölünmeye itilmesi anlamına geliyor. Planın bu yönü, özellikle Irak ve Afganistan’daki “green zone” uygulamalarını hatırlatıyor; bu bölgeler zamanla güvenlikli adacıklar haline gelmiş, şehirlerin geri kalanı ise derin çatışmaların etkisi altında kalmıştı.
ABD’nin önerdiği düzenin temel taşlarından biri de 20 bin kişilik bir Uluslararası İstikrar Gücü (ISF). Ancak Washington’un bu kuvvetin omurgasını oluşturmasını beklediği Avrupa ülkeleri sahadaki riskler nedeniyle oldukça isteksiz. Centcom’un hazırladığı taslak belgelerde Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın önemli askeri katkılar yapabileceği varsayılırken, Avrupalı diplomatlar bu sayıların gerçekçi olmadığını vurguluyor. Afganistan ve Irak tecrübelerinden sonra Avrupa kamuoyunda asker gönderme konusunda büyük bir yorgunluk olduğu biliniyor. Şu ana kadar kayda değer bir asker katkısını yalnızca İtalya gündeme getirdi.
Buna ek olarak, uluslararası güçlerin İsrail’le “entegre” şekilde kontrol noktalarını yönetme fikri, birçok ülke açısından siyasi ve güvenlik riskleri taşıyor. Böyle bir görev, uluslararası birlikleri hem Hamas hem de İsrail güçleri arasında muhtemel çatışmaların ortasında bırakabilir. Ayrıca bu tür bir konuşlanma, dış güçleri İsrail’in Gazze üzerindeki kontrolünü desteklemekle suçlanabilir hale getiriyor.
Planın Filistinlilere biçtiği rol ise oldukça sınırlı kalıyor. Belgeler, yaklaşık 200 kişilik bir başlangıç polis gücü oluşturulacağını ve bu sayının en fazla 4 bine çıkacağını öngörüyor. Bu rakam, önerilen uluslararası gücün ancak küçük bir bölümüne denk geliyor. Bu durum, Gazze’de yerel yönetim kapasitesinin güçlendirilmesi yerine dışarıdan denetlenen bir güvenlik mimarisinin kurumsallaşması riskini taşıyor.
Yeniden yapılanma konusu da planın tartışmalı yönlerinden biri. ABD’li yetkililer, yaşam koşullarının geliştirileceği “yeşil bölge”nin zaman içinde Filistinlileri buraya yönlendireceğini ve böylece bölgenin yavaş yavaş bütünleşebileceğini savunuyor. Ancak bu yaklaşım, insani yardımı bir tür yönlendirme aracı olarak kullanma eleştirilerine yol açıyor. Şu anda nüfusun büyük bölümü, yıkımın en yoğun olduğu kıyı şeridinde, temel insani hizmetlere erişimden yoksun halde yaşıyor. BM verilerine göre yapıların %80’den fazlası hasarlı veya yıkık durumda ve 1,5 milyondan fazla insan acil barınma malzemesine ihtiyaç duyuyor. Buna rağmen İsrail, çadır direkleri gibi temel yardım malzemelerinin girişini dahi “çifte kullanım” gerekçesiyle sınırlandırmayı sürdürüyor.
Bölgesel aktörler açısından bakıldığında, planın siyasi gerçeklikle uyumu daha da tartışmalı. Belgelerde Ürdün’ün yüzlerce asker ve binlerce polis sağlayabileceğinden söz edilmesine rağmen, Kral Abdullah bu ihtimali açıkça reddetti. Ürdün nüfusunun yarısından fazlasının Filistin kökenli olması, ülkenin Gazze’de İsrail’le koordineli bir güvenlik görevi üstlenmesini hem iç hem de dış politikada riskli hale getiriyor. Bu tutum, ABD’nin planının bölgesel dinamiklere ne kadar mesafeli hazırlandığını da ortaya koyuyor.
Bütün bu unsurlar bir araya geldiğinde, Gazze’nin geleceğine dair belirsiz ve parçalı bir tablo ortaya çıkıyor. İsrail güçlerinin “sarı hat” boyunca kontrolü sürdürmesi, uluslararası barış gücünün yalnızca “yeşil bölge” ile sınırlı kalması ve nüfusun büyük kısmının harap “kırmızı bölge”de sıkışmış olması, bölgede kalıcı bir istikrarsızlığın yerleşmesine zemin hazırlayabilir. ABD’nin çizdiği uzun vadeli vizyonun temel hedefi Gazze’yi istikrara kavuşturmak olsa da mevcut plan, bölgeyi hem siyasi hem insani açıdan yeni bir belirsizlik döngüsüne itme potansiyeli taşıyor.
Yorum bırakın