Kırılgan ateşkesin gölgesinde yeniden yükselen gerilim
Artan Saldırılar ve Bozulan Denge
Güney Lübnan’da son haftalarda yoğunlaşan İsrail hava saldırıları, iki ülke arasındaki bir yıllık ateşkesi fiilen geçersiz kıldı. İsrail ordusunun düzenlediği operasyonlarda en az bir sivil yaşamını yitirdi, dokuz kişi yaralandı. Lübnan hükümeti bu saldırıları “uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali” olarak nitelendirirken, Hizbullah ise “kendini savunma hakkı” vurgusuyla yanıt verdi.
İsrail, saldırıların hedefinin “Hizbullah’a ait askeri altyapılar” olduğunu iddia ediyor. Ancak sahadaki gerçek tablo, sivillerin ve yerleşim alanlarının giderek daha fazla hedef haline geldiğini gösteriyor. Bu durum, hem bölgesel istikrarı hem de Lübnan iç siyasetini sarsıyor.
Ateşkesin Ardındaki Gerçek: Bitmeyen Bir Savaş
Kasım 2024’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşması, görünüşte iki taraf arasında çatışmaları durdurmayı amaçlıyordu. Fakat geçen bir yılda İsrail, neredeyse her gün yeni saldırılar düzenleyerek bu süreci baltaladı.
Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, İsrail’in “müzakere edilmiş herhangi bir çözümü reddettiğini” belirterek uluslararası topluma çağrıda bulundu. Buna karşın, ABD ve Batı dünyasından gelen tepkiler oldukça sınırlı kaldı.
Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNIFIL) ise yaptığı açıklamada, “İsrail’in saldırıları, Lübnan ordusunun bölgedeki kontrol çabalarını zayıflatıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Hizbullah, son haftalarda yayınladığı açıklamalarda, İsrail’le doğrudan müzakereye girmeyeceğini yineledi. Örgüt, saldırılar sürdükçe silahsızlanmanın mümkün olmayacağını belirtiyor.
Bu tutum, Lübnan’ın iç siyasi yapısında da derin bir fay hattı yaratıyor. ABD, Lübnan ordusuna yıl sonuna kadar Hizbullah’ı silahsızlandırma talimatı verirken, Hizbullah bu hamleyi “ülkenin güvenliğini tehlikeye atan bir girişim” olarak tanımlıyor.
Lübnan ordusu ise bu gerilimde ikili bir baskı altında: Hem İsrail’in saldırılarını püskürtme hem de ülke içindeki silahlı yapılarla denge kurma zorunluluğu, kurumsal kapasitesini zorluyor.
İsrail’in Hesapları: Güvenlikten Çok Siyaset
Başbakan Binyamin Netanyahu, uluslararası baskı altındayken Lübnan cephesini yeniden hareketlendirdi. Netanyahu’nun Gazze’deki eylemleri nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından suçlanması, iç politikada “güvenlik” söylemi üzerinden yeniden meşruiyet kazanma çabası olarak görülüyor.
Savunma Bakanı İsrail Katz’ın “Maksimum caydırıcılık devam edecek” açıklaması da, hem iç kamuoyuna hem de bölgesel rakiplere verilen bir mesaj niteliğinde.
Bu bağlamda, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonları, sadece Hizbullah’a karşı değil, bölgesel güç dengelerine dair bir “stratejik mesaj” taşıyor.
Lübnan’ın Krizi Derinleşiyor
Ekonomik çöküş, siyasi istikrarsızlık ve güvenlik tehditleriyle boğuşan Lübnan için bu saldırılar yeni bir kırılma noktasını temsil ediyor. Cumhurbaşkanı Aoun’un “İsrail’in yeni ihlallerine karşı koyun” emri, devletin artık sessiz kalamayacağını gösteriyor.
Ancak ordu, Hizbullah gibi örgütlü ve tecrübeli bir güce karşı sınırlı kapasiteye sahip. Bu da ülkenin egemenlik sorununu daha görünür hale getiriyor.
İsrail’in 2024’te Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ı suikastla öldürmesi, örgütün iç yapısını sarsmış olsa da, bu boşluk şimdi yeni bir stratejik direnişle dolduruluyor.
Ortadoğu’da Barışın Belirsiz Ufku
Bugün İsrail ve Lübnan, resmen savaş ilan etmeden savaşan iki ülke konumunda. Bu “düşük yoğunluklu çatışma” hali, bölgede istikrarlı bir barışın önündeki en büyük engel.
İsrail’in askeri hamleleri, uluslararası sessizlik sayesinde meşruiyet kazanıyor. Lübnan ise, hem içerde hem dışarda baskı altında bir denge kurmaya çalışıyor.
Yorum bırakın