
New York City’de tarih yazıldı. Uganda doğumlu, Hint kökenli genç bir demokratik sosyalist olan Zohran Mamdani, şehrin belediye başkanlığına seçilerek yalnızca yerel bir zafer değil, Amerikan siyasetinde yeni bir ideolojik hattın başlangıcını da ilan etti.
Mamdani’nin seçimi, birçok analist tarafından “Donald Trump döneminin karşı ideolojik refleksi” olarak değerlendiriliyor. Zira Mamdani’nin çizgisi, Trump’ın milliyetçi-popülist muhafazakârlığına karşı, eşitlikçi ve çokkültürlü bir yeniden kuruluş vizyonu sunuyor.
Trumpizm’in Gölgesinde Bir Seçim
Mamdani’nin zaferi, 2025 Amerika’sında hâlâ güçlü olan “Trump sonrası siyaset”in sınırlarını test etti. Trump, seçim sürecinde Mamdani’yi “komünist ajan” olarak nitelendirip, New York’un federal fonlarının kesilebileceği tehdidinde bulundu.
Ancak bu söylem, özellikle genç kuşak seçmenlerde ters tepti. Çünkü Mamdani’nin kampanyası, Trump döneminde keskinleşen sınıf farklarına ve artan şehir yoksulluğuna doğrudan bir yanıt niteliği taşıyordu.
CBS News analizine göre, New York seçmenlerinin yüzde 63’ü “şehirde yaşamanın artık orta gelirli biri için imkânsız hâle geldiğini” düşünüyor. Mamdani’nin ücretsiz ulaşım, kiralarda dondurma, evrensel kreş ve kamu marketleri gibi vaatleri, bu ekonomik sıkışmışlığa somut bir çözüm önerisi olarak görüldü.
Bu anlamda Mamdani’nin seçilmesi, Trump’ın “iş dünyası merkezli büyüme” anlayışına karşı, toplum merkezli refah fikrinin yeniden meşrulaşması anlamına geliyor.
Mamdani’nin başarısı, Demokrat Parti içinde yıllardır süregelen ideolojik fay hatlarını da harekete geçirdi.
Partinin merkez kanadı, Biden sonrası dönemde denge arayışındayken, Mamdani’nin çizgisi partiyi sola çeken bir mıknatıs etkisi yaratıyor.
New York özelinde başlayan bu dönüşüm, Alexandria Ocasio-Cortez ve Bernie Sanders’tan sonra Demokratik Sosyalistlerin parti içindeki en kurumsal zaferi oldu. Artık ilerici kanat, Kongre’nin ötesinde, büyükşehir yönetimlerini de kazanabiliyor.
Ancak bu durum, partinin “Wall Street”le olan tarihsel bağlarını zorluyor. Özellikle finans çevreleri, Mamdani’nin politikalarının “yatırımcı dostu ortamı” tehdit ettiğini düşünüyor. Buna karşın parti içi genç seçmen tabanı, onu “Demokrat Parti’nin Roosevelt sonrası yeniden doğuşu” olarak görüyor.
Mamdani’nin seçilmesi, Amerika’nın kendi kimliğiyle hesaplaşmasını da sembolize ediyor.
Uganda doğumlu, Müslüman bir göçmen ailenin oğlu olarak New York’un başına geçmesi, Trump döneminde keskinleşen “kimlik siyaseti”ne karşı tarihsel bir yanıt niteliğinde.
Trump’ın “America First” (Önce Amerika) söylemi, göçmen karşıtlığı ve beyaz işçi sınıfına yönelik popülizmi temel alırken; Mamdani’nin “For All of Us” (Hepimiz İçin) sloganı, bu paradigmayı tersine çeviriyor.
Bu açıdan Mamdani, yalnızca bir belediye başkanı değil, Trumpizm’in kültürel karşı figürü hâline gelmiş durumda.
Mamdani’nin Gazze ve Filistin konusundaki açık sözlülüğü, ABD iç siyasetinde uzun süredir bastırılmış bir tartışmayı da yeniden gündeme taşıdı.
Gazze savaşına yönelik eleştirileri, Trump yönetiminin İsrail’e “koşulsuz destek” politikasına karşı yeni bir şehir düzeyli diplomatik duruş anlamına geliyor.
Bu söylem, Washington’un Ortadoğu politikalarına meydan okumaktan öte, Amerikan solunun uluslararası vicdan ve ahlaki sorumluluk temelli yeni bir dış politika anlayışını temsil ediyor.
Analistler, eğer Mamdani bu çizgiyi korursa, 2028’deki Demokrat Parti başkanlık önseçimlerinde ilerici kanadın daha görünür olacağını öngörüyor.
Trump İçin Ne Anlama Geliyor?
Mamdani’nin yükselişi, Trump açısından yalnızca ideolojik değil, stratejik bir tehdit oluşturuyor.
Çünkü Trump’ın politik zemini, uzun süredir “Washington elitlerine” karşı “halkın sesi” olma iddiasına dayanıyor.
Ancak Mamdani bu söylemi tersine çeviriyor: o da “halkın sesi”, ama yoksulun, göçmenin ve genç kuşağın sesi olarak.
Bu, Trump’ın yıllardır başarıyla kullandığı “anti-sistemik” söylemi sol kanadın eline geçiren bir gelişme.
Bir Cumhuriyetçi stratejistin ifadesiyle, “Eğer sol, popülizmi yeniden tanımlayabiliyorsa, Trump’ın en güçlü silahı elinden alınmış demektir.”
Mamdani’nin başarısı, Cumhuriyetçiler için de uyarı niteliğinde:
Sınıfsal ve ekonomik adalet taleplerine yanıt vermeyen bir sağ popülizm, 2030’lara doğru kalıcı bir taban kaybı yaşayabilir.
Amerika İki Yolun Kavşağında
Zohran Mamdani’nin zaferi, New York sınırlarını aşan bir ideolojik mesaj taşıyor.
Bir yanda Trump’ın ulusal muhafazakârlığı; diğer yanda Mamdani’nin demokratik sosyalizmi.
İki figür, farklı kutuplardan ama aynı toplumsal öfkeyi —yoksullaşan, dışlanan, temsil edilmeyen Amerikan halkını— hedef alıyor.
Mamdani’nin New York’ta kuracağı yönetim, sadece kentsel politikalar açısından değil, ABD’nin önümüzdeki on yılını şekillendirecek ideolojik yönelim açısından da belirleyici olacak.
Başarılı olursa, Demokrat Parti’nin yeni rotası çizilmiş olacak: daha adil, daha kamucu, daha eşitlikçi bir Amerika.
Başarısız olursa, Trump’ın “ben söylemiştim” diyen sesi yeniden yankılanacak.
Kısacası, Mamdani’nin zaferi sadece New York’un değil, Trump sonrası Amerika’nın ruhunun kimde vücut bulacağına dair bir sınavdır.
Yorum bırakın