
3. Dönem Başkanlık tartışması Stratejik Bir Hamle mi, Anayasal Bir Meydan Okuma mı?
ABD Başkanı Donald Trump, Asya gezisi sırasında Japonya’dan Güney Kore’ye geçerken yaptığı açıklamayla Amerikan siyasetinde yeni bir tartışmayı yeniden alevlendirdi. Uçakta gazetecilere konuşan Trump, “Yeniden aday olmayı çok isterdim. Ama Anayasa buna izin vermiyor — bu kötü bir şey,” dedi. Ardından da kapıyı tam olarak kapatmadan, “Ama ne olacağını göreceğiz,” ifadesini kullandı.
Trump’ın bu sözleri, ABD Anayasası’nın 22. Değişikliği’nin açıkça yasakladığı üçüncü dönem olasılığını bir kez daha gündeme taşıdı. Bu açıklama hem Trump’ın kendi siyasi gündemini diri tutmak hem de Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisini sürdürmek açısından bilinçli bir stratejiye işaret ediyor.
Anayasal Çerçeve: 22. Değişiklik ve Gücün Sınırları
1951’de yürürlüğe giren 22. Değişiklik, Franklin D. Roosevelt’in dört dönemlik başkanlığının ardından “hiçbir kişinin iki defadan fazla başkan seçilemeyeceğini” açıkça hükme bağlamıştır. Bu madde, ABD demokrasisinin en temel ilkelerinden biri olan sınırlı yürütme gücü anlayışını pekiştirmiştir.
Trump ise bu anayasal sınırı “haksız” olarak nitelendiriyor. Ancak, eski başstratejisti Steve Bannon’ın geçtiğimiz hafta The Economist’e yaptığı açıklama daha ileri bir iddia içeriyor: Bannon, “Trump’ın 2028’de yeniden başkan olacağını ve buna alışılması gerektiğini” söyleyerek, 22. Değişiklik’i “aşmanın bir planı” olduğunu öne sürdü. Ayrıntı vermekten kaçınan Bannon, “birçok farklı alternatif” bulunduğunu ve “uygun zamanda açıklanacağını” belirtti.
Bu tür iddialar, ABD’li anayasa hukukçularınca hukuken imkânsız kabul ediliyor. Notre Dame Üniversitesi’nden Derek Muller, “Anayasa açık: İki dönem başkanlık yapan biri ne başkan ne de başkan yardımcısı olabilir,” diyerek bu planların hiçbir yasal dayanağı olmadığını vurguluyor.
Trump ise kendisine yöneltilen “2028’de başkan yardımcısı olup sonra görevi devralma” ihtimali sorusuna, “Yapılabilir ama ben yapmam, bu doğru olmaz,” yanıtını vererek bu güzergâhı reddetti. Ancak “doğru olmaz” ifadesi, teknik olarak değil, siyasi olarak “yakışık almaz” anlamında kullanıldı.
Cumhuriyetçi Parti Üzerinde Kontrolü Sürdürmek
Trump’ın üçüncü dönem söylemi, aslında Cumhuriyetçi Parti (GOP) üzerindeki hâkimiyetini sürdürmenin bir aracı. Siyaset bilimciler bu stratejiyi “partiyi sürekli tetikte tutmak” olarak yorumluyor.
ABD siyasetinde ikinci dönem başkanlıkların genellikle “güç kaybı dönemi” olduğu biliniyor. Siyasi bilimciler John C. Fortier ve Norman J. Ornstein, 2007’de yayımladıkları çalışmalarında 22. Değişiklik’in ikinci dönem başkanları “erken topal ördek” haline getirdiğini, bunun da Beyaz Saray’ın Washington’daki kurumlar nezdindeki ağırlığını azalttığını savunmuştu.
Bu bağlamda Trump, üçüncü dönem tartışmasını canlı tutarak parti içi güç merkezinin hâlâ kendisinde olduğu mesajını veriyor. Zira ikinci döneminin ortasında bazı Cumhuriyetçi figürlerin Trump’tan bağımsızlaşma sinyalleri verdiği gözlemleniyor.
Bazı görüşlere göre “Trump dönemi sona eriyor” algısı Cumhuriyetçi parti içinde sessizce yayılıyor. Anayasa’daki dönem sınırlaması Trump’ın politik etkisine bir “son kullanma tarihi” koyuyor ve bu durum “en sadık müttefiklerinin bile” göz ardı edemeyeceği bir gerçek haline geliyor.
Trump’ın üçüncü dönem söylemi yalnızca parti içi bir güç stratejisi değil; aynı zamanda kamuoyu ve medya ilgisini yönlendiren bir dikkat politikası. The Bulwark’tan Will Sommer, sağcı medya ekosisteminin “Trump sonrası döneme” hazırlanmakta olduğunu yazarken, Trump’ın bu söylemle “partiyi kendi sonrasına hazırlanamaz hale getirdiğini” belirtiyor.
Bazı uzmanlara göre ise bu söylem bir “dikkat saptırma” taktiği. Cumhuriyetçi stratejist Dave Carney, New York Times’a yaptığı açıklamada, “Trump’ın en büyük gücü rakiplerini sinirlendirme becerisi. Demokratlar kaos içindeyken o onları sürekli dengesiz tutuyor,” dedi.
Aynı şekilde The View programının sunucularından Ana Navarro, Trump’ı “distractor-in-chief” yani “dikkat dağıtıcı başkomutan” olarak niteledi. Navarro’ya göre Trump, üçüncü dönem tartışmasını yönetimindeki krizlerden dikkatleri uzaklaştırmak için kullanıyor. Bu söylemler “kaosu perdeleme” amacı taşırken, ülke bu tartışmaya odaklanıyor. dolayısıyla Trump yönetiminin neden olduğu mevcut düzensizliği görmezden geliyor.
Trump’ın üçüncü dönem imaları yalnızca Cumhuriyetçi Parti içi dengeleri değil, Demokratları da etkiliyor. Trump’ın bu söylemi Demokratların 2028 stratejisini şekillendirmesini de geciktiriyor; zira “Trump faktörü” siyasetin merkezinde kaldığı sürece muhalefet cephesi net bir alternatif figür etrafında toplanmakta zorlanıyor.
Trump ise basın toplantılarında J.D. Vance ve Marco Rubio gibi isimleri “geleceğin liderleri” olarak anarak hem kendi mirasını meşrulaştırıyor hem de bu isimler üzerindeki gölgesini koruyor.
Kamuoyu araştırmaları ise Trump’ın bu konuda ciddiyetinin küçümsenmemesi gerektiğini gösteriyor. Çeşitli anketlerde Amerikalıların çoğunluğu, Trump’ın 2028’de gerçekten aday olabileceğine inandıklarını söylüyor. Eski Beyaz Saray İletişim Direktörü Alyssa Farah Griffin, “Trump’ı yeterince tanıyan biri olarak, onun kolay kolay sahneden çekilmeyeceğini biliyorum. Bu söylem, iktidar merkezinin kendisinden kaymasını engelleme çabası,” değerlendirmesinde bulundu.
Trump’ın üçüncü dönem söylemi, anayasal olarak imkânsız olsa da politik olarak son derece işlevsel bir araç haline gelmiş durumda. Bu söylem, hem partisi üzerindeki disiplini koruma hem de kamuoyunun dikkatini kendi ekseninde tutma stratejisinin bir uzantısı olarak işlev görüyor.
Amerikan demokrasisinin kurucu ilkesi olan “güç sınırlaması” ilkesine doğrudan meydan okumasa da, Trump’ın sözleri bu sınırların siyasi olarak ne kadar esnetilebileceğini sorgulatan bir test işlevi görüyor.
Bugün için “Trump 2028” olasılığı hukuken olanaksız. Ancak politik gerçeklikte, Trump’ın üçüncü dönem söylemi ABD siyasetinin gündemini belirlemeye, kamuoyu ve kurumlar üzerindeki etkisini sürdürmeye devam ediyor.
Yorum bırakın