Sudan: Parçalanan Devlet, Çatışan Müttefikler

Nisan 2023’te Sudan’da başlayan iç savaş, Afrika kıtasının en kanlı ve karmaşık krizlerinden birine dönüşmüş durumda. Başkent Hartum’dan Darfur’a kadar yayılan çatışmalar, bir yandan bölgesel güçlerin vekâlet savaşına sahne olurken, diğer yandan milyonlarca insanı açlık ve yerinden edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.
BM ve diğer kaynaklar, El-Faşir kuşatmasıyla birlikte:
- 150.000’den fazla ölüm tahmini,
- 14 milyon insanın yerinden edilmesi,
- Yüzbinlerce sivilin kent içinde mahsur kalması
gibi insanî verileri aktarıyor.
İç Savaşın Merkezinde İki Güç: Ordu ve RSF
Sudan’daki iç savaşın temelinde, iktidar mücadelesine kilitlenen iki ana güç bulunuyor:
- Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) – Komutanı Abdülfettah el-Burhan, ülkenin fiilî devlet başkanı konumunda.
- Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) – Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti), uzun yıllar Darfur’daki Cancavid milislerinden yükselmiş bir isim.
2021’de ortak bir darbeyle sivil yönetimi devirmiş olan Burhan ve Hemedti, kısa sürede birbirlerine rakip haline geldi. Temel anlaşmazlık, RSF’nin orduya entegrasyonu sürecinde yaşandı. Hemedti, bağımsız askeri gücünü korumak isterken, Burhan merkezi komuta altında birleşmeyi dayattı. Bu gerilim, Nisan 2023’te ülkeyi topyekûn savaşa sürükledi.
Çatışmanın Seyri ve İnsani Kriz
Bir buçuk yılı aşkın süredir süren savaş, Sudan’ın siyasi ve toplumsal dokusunu paramparça etti.
- BM verilerine göre, 10 milyondan fazla kişi yerinden edildi, 2 milyondan fazlası komşu ülkelere sığındı.
- Özellikle Darfur bölgesinde etnik temizlik boyutuna varan katliamlar rapor ediliyor; RSF’ye bağlı milislerin sivillere yönelik saldırıları uluslararası insan hakları örgütlerince “soykırım riski” olarak değerlendiriliyor.
- Hartum büyük ölçüde yıkılmış durumda; ülke ekonomisi çökmüş, gıda ve ilaç erişimi neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda.

Uluslararası Aktörler: Çatışmanın Görünmeyen Tarafları
Sudan’daki savaş, yalnızca yerel bir iktidar mücadelesi değil — aynı zamanda bölgesel ve küresel güçlerin nüfuz mücadelesi haline geldi.
Mısır ve Körfez Ülkeleri: Burhan’a Destek
Mısır, Burhan liderliğindeki orduyu, kendi sınır güvenliği ve Nil Havzası’ndaki çıkarları açısından stratejik bir ortak olarak görüyor. Kahire yönetimi, İslamcı hareketlerin yeniden güç kazanmasından endişe ediyor ve RSF’nin artan etkisini istikrarsızlık unsuru olarak değerlendiriyor.
Benzer şekilde, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de orduyla temkinli bir ilişki yürütse de, geçmişte RSF’yi Yemen savaşında kullandıkları paralı asker gücü olarak desteklemişlerdi. Bugün iki Körfez gücü arasındaki Sudan politikası farklı yönlere evrilmiş durumda:
- Abu Dabi, RSF’yle yakın ilişkilerini sürdürerek Hemedti’ye lojistik destek sağlamakla suçlanıyor.
- Riyad ise ateşkes görüşmelerine ev sahipliği yaparak diplomatik rolünü ön plana çıkarıyor.
Çad ve Orta Afrika: RSF’nin Arka Bahçesi
RSF’nin lideri Hemedti, etnik olarak Darfur’un Arap kabilelerinden geliyor. Bu nedenle, Çad sınırındaki kabile ağları üzerinden lojistik ve milis desteği alıyor. Çad yönetimi, resmî olarak tarafsız görünse de, sınır bölgelerinde RSF’ye göz yumulduğu yönünde güçlü iddialar var.
Rusya ve Wagner Unsurları
Sudan, uzun süredir Rusya’nın Afrika’daki jeopolitik stratejisinde özel bir konuma sahip. Wagner Grubu, Darfur ve Kızıldeniz kıyısında altın madenciliği faaliyetleriyle biliniyor. Rusya, RSF üzerinden bu ekonomik ağlarını sürdürmeye çalışıyor.
Moskova ayrıca, Kızıldeniz’de Port Sudan’da deniz üssü kurma planlarını koruyor; bu da Burhan yönetimini kendi tarafına çekme çabalarını artırıyor.
ABD ve Batı Ülkeleri: Temkinli Diplomasi
Washington yönetimi, Sudan’daki çatışmayı “bölgesel istikrarı tehdit eden bir felaket” olarak nitelendiriyor, ancak doğrudan müdahale etmiyor. ABD’nin önceliği, Sudan’daki insani krizle mücadele ve RSF’ye karşı yaptırımların genişletilmesi.
Avrupa Birliği de benzer şekilde ateşkes çağrıları yapıyor; ancak sahada belirleyici bir etki yaratamıyor.
Son Gelişmeler: Çatışma Darfur ve Kızıldeniz’e Yayılıyor
Ekim 2025 itibarıyla çatışmalar, batıdaki El-Faşir ve doğudaki Port Sudan çevresinde yoğunlaştı.
- Burhan yönetimi geçici başkentini Port Sudan’a taşıdı.
- RSF, Darfur’un büyük kısmını kontrol ediyor.
- İnsani yardımların ulaşımı neredeyse tamamen kesilmiş durumda.
BM ve Afrika Birliği öncülüğünde yürütülen barış görüşmeleri, tarafların karşılıklı güvensizliği nedeniyle sonuçsuz kaldı. ABD-Suudi ortak inisiyatifi olan Cidde görüşmeleri de defalarca askıya alındı.
Birleşmeyen Sudan
Sudan bugün, fiilen ikiye bölünmüş bir ülke görüntüsü veriyor. Ordu, kuzey ve doğu bölgelerinde hâkimiyetini korurken; RSF, batı bölgesinde varlığını sürdürüyor.
Uzmanlara göre, mevcut çatışma yalnızca iktidar mücadelesi değil; Sudan devletinin geleceği ve Afrika Boynuzu’ndaki güç dengelerinin yeniden şekillenmesi anlamına geliyor.
Sonuç olarak, Sudan’daki iç savaş artık yalnızca bir iç mesele değil; Mısır’dan Rusya’ya, BAE’den ABD’ye uzanan geniş bir jeopolitik eksenin çatışma alanına dönüşmüş durumda. Her aktör kendi çıkarını korumaya çalışırken, Sudan halkı açlık, yoksulluk ve belirsizlik içinde yaşam mücadelesi veriyor.
Sudan’daki mevcut kriz akıllara 2003 yılını getiriyor. Yaşananlar 2003’ün tekrarı mı sorularını sorduruyor.
2003 yılında ne olmuştu?
Darfur Ayaklanması ve “Cehennem Yılları”
2003’te iki isyancı grup — Sudan Kurtuluş Ordusu (SLA) ve Adalet ve Eşitlik Hareketi (JEM) — Hartum’daki merkezi hükümete karşı ayaklandı.
Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, bu isyana sert ve etnik temelli bir karşılık verdi:
- Devlet, “Cencavid” adlı Arap milislerini silahlandırdı.
- Cencavid milisleri köyleri yakarak, binlerce sivili öldürerek ve kadınlara sistematik tecavüzler gerçekleştirerek bölgeyi yakıp yıktı.
- Bu operasyonlar, uluslararası toplum tarafından soykırım olarak nitelendirildi.
BM ve uluslararası örgütlerin tahminlerine göre:
- 300.000’den fazla insan öldürüldü,
- 2,5 milyon kişi yerinden edildi.
- Yüzlerce köy tamamen yok edildi.
Bu dönem, Darfur’un dünya kamuoyunda “Afrika’nın en büyük insanlık trajedisi” olarak anılmasına yol açtı.
Yorum bırakın