2025 yılı itibarıyla Filistin siyasal alanı, iki temel kırılma hattı üzerinde yeniden şekilleniyor.
Birincisi, Hamas ile Fetih arasındaki kurumsal ve ideolojik ayrışmanın sonlandırılması yönündeki diplomatik çabalar
İkincisi ise, Gazze’nin savaş sonrası yönetim modelinin inşası süreci.
Bu süreç, yalnızca Filistin iç uzlaşı açısından in az Filistin devleti’dinin kurulması kadar önemli.
Mısır’ın başkenti Kahire’de yapılan son toplantılar, Gazze’nin savaş sonrası yönetimi konusunda atılmış en somut adımlardan biri olarak değerlendiriliyor. The New Arab’ın aktardığı bilgilere göre, Hamas ve El Fetih heyetleri bir araya gelerek, sınır geçişlerinin kontrolü, insani yardım akışlarının koordinasyonu ve güvenlik yapısının yeniden düzenlenmesi gibi temel konuları ele aldı. Özellikle Rafah Sınır Kapısı’nın statüsü ve Gazze’de geçici bir idari mekanizma kurulması gündemin merkezindeydi.
Hamas cephesinde ise dikkat çekici bir ton değişimi göze çarpıyor. Örgütün sözcüsü Hazem Kassem, “ulusal diyalog sürecine açık yürekle katıldıklarını” ve “Filistin Otoritesi’nin sürecin dışında tutulamayacak bir ulusal kurum” olduğunu vurguladı.
Bu açıklama, Hamas’ın uzun yıllar boyunca sürdürdüğü dışlayıcı ve tek merkezli yönetim anlayışında bir kırılmaya işaret ediyor. 2007’den bu yana Gazze’yi tek başına yöneten Hamas, ilk kez bu kadar açık biçimde kurumsal iş birliğine kapı aralıyor. Bu durum, uluslararası ilişkiler literatüründe silahlı aktörlerin siyasal sisteme geçişine dair örneklerle (IRA, FARC gibi) benzer bir dönüşüm sürecini çağrıştırıyor.
Fetih açısından bakıldığında tablo daha karmaşık. Bu süreç, bir yandan bölünmüş Filistin siyasetini birleştirme fırsatı yaratıyor, diğer yandan Hamas’ın siyasi eşitlik talebi nedeniyle Ramallah merkezli yönetimin meşruiyetini zayıflatma riski taşıyor. Çünkü El Fetih’in Batı Şeria’daki otoritesi uzun süredir zayıflamış durumda ve halk desteği ciddi ölçüde erozyona uğramış bulunuyor.
Bölgesel dengeler de bu sürecin yönünü belirleyecek bir diğer etken. İsrail Gazze üzerindeki güvenlik kontrolünü sürdürme ve olası bir Filistin uzlaşısının yönetim yetkilerini sınırlama eğiliminde. Bu, Mısır’ın başlattığı diyalog sürecini zora sokabilecek bir dış baskı unsuru olarak değerlendiriliyor. Diğer yandan, Mısır’ın çabaları Katar ve Türkiye gibi aktörlerin diplomatik ve insani katkılarıyla destekleniyor.
Filistin iç siyasetinin geleceği açısından üç temel senaryo öne çıkıyor. İlk senaryoya göre Hamas ve Fetih, Mısır gözetiminde geçici bir ortak yönetim modeli üzerinde uzlaşabilir. Böyle bir yapı, hem uluslararası yardımların meşru bir kanaldan aktarılmasını hem de Gazze’nin yeniden inşasının hızlanmasını sağlayabilir. İkinci senaryo, uzlaşmanın başarısızlığa uğraması durumunda bölgesel bir müdahale ya da uluslararası vesayet altında geçici bir idari mekanizma kurulmasını öngörüyor. Üçüncü ve en olumsuz senaryo ise, mevcut çift başlı yönetimin kalıcı hale gelmesi ve Filistin topraklarının Lübnan benzeri çok merkezli bir siyasi yapıya dönüşmesi.
Bütün bu dinamikler, Hamas–Fetih diyaloğunun sadece kısa vadeli bir ateşkes anlaşması değil, daha derin bir yeniden yapılanma sürecinin başlangıcı olduğunu gösteriyor. Bu sürecin başarısı, diplomatik iradenin ötesinde, sahadaki insani koşulların iyileştirilmesi, güvenlik reformunun hayata geçirilmesi ve ekonomik toparlanmanın sağlanmasına bağlı. Gazze’nin geleceği artık yalnızca bir yönetim meselesi değil; Filistin ulusal kimliğinin ve kolektif meşruiyetinin yeniden tanımlandığı bir süreç haline geliyor.
Sonuç olarak, Eğer taraflar arası güven inşa edilir ve kurumsal bir yönetim modeli oluşturulabilirse, Gazze savaş sonrası dönemde yeniden siyasal bütünlüğün ve uluslararası meşruiyetin merkezine dönüşebilir. Ancak aksi durumda, ateşkesin ardından gelen “barış dönemi” sadece yeni bir yönetim krizi ve insani çöküşün habercisi olabilir.
Yorum bırakın