Dünyanın gündemi

FİLİSTİN BARIŞ SÜREÇLERİ CAMP DAVID VE OSLO SÜREÇLERİ İLE SUİKASTLER

Orta Doğu Barış Süreçlerinde Liderlerin Kaderi: Camp David ve Oslo Anlaşmaları Bağlamında Enver Sedat ile İzak Rabin Suikastları

Orta Doğu, tarih boyunca çatışma ve uzlaşma girişimlerinin kesişim noktası olmuştur. 20. yüzyılın son çeyreğinde gerçekleştirilen Camp David ve Oslo Anlaşmaları, bölgenin barış arayışında dönüm noktaları olarak kabul edilir. Ancak bu anlaşmalar, imzacısı olan liderlerin trajik sonlarını da beraberinde getirmiştir.

Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 1978 Camp David Anlaşmaları’ndan üç yıl sonra suikasta uğraması ve İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin’in 1993-1995 Oslo Anlaşmaları’nın hemen ertesinde öldürülmesi, barış süreçlerinin kırılganlığını ve radikal muhalefetin gücünü gözler önüne sermektedir.

Camp David Anlaşmaları ve Enver Sedat Suikastı

Camp David Anlaşmaları, 1978 Eylül’ünde ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Maryland’daki başkanlık kampında düzenlenen gizli müzakereler sonucunda imzalanmıştır.

Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menachem Begin arasında gerçekleştirilen bu görüşmeler, 1967 Altı Gün Savaşı’ndan beri süren Arap-İsrail çatışmasına yönelik ilk kapsamlı barış girişimiydi. Anlaşma, iki temel belgeyi içermekteydi: Birincisi, Mısır ile İsrail arasında barış antlaşması çerçevesi; ikincisi ise Filistin meselesi ve diğer Arap ülkeleriyle ilişkiler için bir çerçeve.

Bu süreç, 1979’da Mısır-İsrail Barış Antlaşması’na dönüşmüş ve İsrail’in Sina Yarımadası’ndan çekilmesini sağlamıştır. Sedat’ın bu anlaşmalara öncülük etmesi, Mısır’ı Arap dünyasında izole etmiştir. Arap Birliği, Mısır’ı üyelikten çıkarmış ve ekonomik boykot uygulamıştır. Sedat, iç politikada da radikal İslamcı grupların hedefi haline gelmiştir. 6 Ekim 1981’de Kahire’de Arap-İsrail Savaşı’nın yıldönümünü kutlayan askeri geçit töreninde, İslamcı militanlar tarafından suikasta uğramıştır.

Suikastı gerçekleştirenler, Mısır İslami Cihad örgütü üyeleri olup, Sedat’ı “İsrail ile işbirliği yapan hain” olarak görmüşlerdir.

Bu olay, Camp David sürecinin yarattığı iç bölünmeleri ve İslamcı radikalizmin yükselişini simgelemektedir. Sedat’ın ölümü, barış sürecini kesintiye uğratmamış olsa da, Mısır’da otoriter yönetimlerin güçlenmesine ve bölge genelinde barış karşıtı söylemlerin artmasına yol açmıştır.

Oslo Anlaşmaları ve İzak Rabin Suikastı

Oslo Anlaşmaları, 1990’ların başında Norveç’in arabuluculuğunda başlayan gizli müzakerelerle şekillenmiştir. 1993’te imzalanan Oslo I Anlaşması, Filistin Ulusal Otoritesi’nin kurulmasını ve İsrail’in Batı Şeria ile Gazze’den kısmi çekilmesini öngörmüştür.

Bu, İsrail Başbakanı İzak Rabin, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat ve ABD Başkanı Bill Clinton’ın katılımıyla Washington’da resmiyet kazanmıştır. 1995’te imzalanan Oslo II ise Batı Şeria’da idari bölgeleri (A, B, C alanları) tanımlayarak geçiş dönemini düzenlemiştir. Anlaşmalar, Filistin-İsrail çatışmasına “iki devletli çözüm” perspektifi getirmiş, ancak tam bağımsızlık vaat etmemiştir.

Rabin’in bu süreçteki rolü, İsrail’in geleneksel güvenlik odaklı politikasından sapması açısından kritikti. Ancak anlaşmalar, İsrail içindeki aşırı sağcı ve dindar gruplar tarafından “ihanet” olarak nitelendirilmişti.

4 Kasım 1995’te Tel Aviv’de düzenlenen bir barış mitinginin sonunda, aşırı sağcı Yahudi Yigal Amir tarafından suikasta uğramıştır. Amir, Rabin’i “Yahudi topraklarını Filistinlilere veren” biri olarak görmüş ve dini gerekçelerle eylemini savunmuştur. Bu suikast, Oslo sürecinin İsrail toplumundaki derin kutuplaşmayı ortaya koymuştur. Rabin’in ölümü, barış sürecini yavaşlatmış; yerine gelen Benjamin Netanyahu hükümeti altında yerleşim politikaları hızlanmış ve İkinci İntifada’ya (2000) zemin hazırlanmıştır.

***

Her iki suikast da barış süreçlerinin radikal muhalefet tarafından nasıl sabote edildiğini göstermektedir. Sedat’ın ölümü, Arap dünyasındaki Radikal yükselişi tetiklemiş; Rabin’inki ise İsrail’de Aşırı sağcı popülizmin güçlenmesine katkıda bulunmuştur.

Camp David, Mısır-İsrail ilişkilerini normalleştirmiş olsa da Filistin sorununu çözememiş; Oslo ise geçici bir umut yaratmış ancak kalıcı barışa ulaşamamıştır.

Sedat ve Rabin’in suikastları, barışın bedelini liderlerin canıyla ödediği trajik örneklerdir.

Günümüzde Orta Doğu’da devam eden çatışmalar, bu anlaşmaların mirasını sorgulatmaktadır. Uluslararası toplum, radikalizmin köklerini ele almadan kalıcı barışın mümkün olmayacağını kabul etmelidir. Bu olaylar, diplomasinin yanı sıra toplumsal uzlaşı ihtiyacını da hatırlatmaktadır.


DIŞGÜNDEM sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın