Dünyanın gündemi

BUDAPEŞTE’DE YENİ SATRANÇ

PUTİN NEDEN APAR TOPAR TRUMP’I ARADI?

2025 sonbaharında dünya siyaseti, yeniden Washington, Moskova ve Kiev üçgenine odaklanmış durumda. Donald Trump’ın Putin ile Budapeşte’de görüşme planını açıklaması, Ukrayna savaşında dengeleri kökten sarsabilecek bir hamle olarak değerlendiriliyor. Üstelik bu açıklama, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Washington’a giderek Tomahawk seyir füzeleri talep ettiği günlerde geldi. Zamanlama ve mekân, iki liderin farklı hedeflerini ve yeni dönemde güç ilişkilerinin nasıl şekillenebileceğini açıkça gösteriyor.

Zelenski, uzun menzilli Amerikan füzelerinin Ukrayna cephesine taze bir stratejik nefes kazandırabileceğine inanıyor. Ukrayna ordusunun karşı saldırı kapasitesini artırmak, yalnızca sahada değil diplomasi masasında da elini güçlendirecekti. Ancak Trump yönetimi bu konuda kararsız. The Guardian’ın haberine göre, Trump “Tomahawk stoğumuzu azaltmak istemiyoruz” diyerek taleplere temkinli yaklaşıyor. Bu ifade, Washington’un askeri kapasite ile siyasi mesaj arasında sıkıştığını gösteriyor. Trump’ın nihai amacı belki de bu silahları bir pazarlık aracı olarak elinde tutmak; hem Putin’i masaya çekmek hem de Kiev’i kontrol altında tutmak.

Bu tabloyu karmaşıklaştıran unsur, Trump’ın Budapeşte’de Putin ile görüşme planı. Diplomatik düzeyde bu toplantı, savaşın taraflarını doğrudan değilse de dolaylı olarak aynı platforma çekebilir. Ancak seçilen şehir — Budapeşte — tesadüfi değil. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, ülkesini “Avrupa’da böyle bir görüşmeye ev sahipliği yapabilecek tek ülke” olarak tanımlarken, bu duruşuyla hem Batı’nın Ukrayna politikasına mesafe koyuyor hem de Rusya ile özel ilişkilerini koruyor. Budapeşte’nin tarihsel anlamı da bu tabloya ekleniyor: 1994 tarihli Budapeşte Memorandumu, Ukrayna’ya toprak bütünlüğü garantisi vermiş; ancak bugün gelinen noktada bu garantilerin geçerliliği sorgulanır hale gelmişti.

Rusya cephesi açısından ise Tomahawk tartışması yeni bir kırmızı çizgi anlamına geliyor. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, ABD’nin bu tür füzeleri Ukrayna’ya göndermesi ihtimalini “aşırı endişe verici” olarak nitelendirdi. Moskova, bu ihtimali yalnızca askeri değil, stratejik bir meydan okuma olarak görüyor. Son haftalarda Rus ordusunun Ukrayna enerji altyapısını hedef alan yeni saldırılar düzenlemesi, diplomatik alandaki tırmanmanın sahaya da yansıdığını gösteriyor. Yani Tomahawk tartışması artık sadece bir silah transferi değil, güç gösterisinin sembolü haline gelmiş durumda.

Bu karmaşık güç oyunu içinde Zelenskiy, Washington ziyaretini yalnızca askeri yardımı artırmak için değil, aynı zamanda yeni bir diplomatik ivme yaratmak için kullanmaya çalışıyor. Gazze’deki ateşkesin ardından oluşan barış havasını, Ukrayna savaşına taşımayı hedefliyor. “Eğer dünya Gazze’de bir durma noktası bulabiliyorsa, neden Kiev’de de bulamasın?” mesajı, Zelenskiy’nin diplomasiye açtığı yeni pencereyi yansıtıyor. Ancak bu çağrıya yanıt vermek, Trump’ın dış politikada nasıl bir vizyon izleyeceğine bağlı. Trump bir yandan Putin’le doğrudan görüşmeye hazırlanırken, diğer yandan Ukrayna’ya ne kadar destek vereceğini stratejik bir koz olarak saklıyor.

Bu süreç, yalnızca üç ülke arasında değil, küresel diplomasi düzeni açısından da kritik bir dönemeç. ABD, Avrupa ve Rusya arasında yeniden şekillenen denge arayışında, Macaristan gibi ara aktörler dikkat çekici roller üstleniyor. Orbán hükümeti, Avrupa Birliği içindeki en “Moskova dostu” yönetim olarak öne çıkarken, Budapeşte’nin bu görüşmeye ev sahipliği yapması AB’nin iç bütünlüğüne de dolaylı bir mesaj gönderiyor. Bir yandan Batı değerlerinin temsilcisi olarak konumlanan Avrupa, diğer yandan kendi içinden çıkan bir üye ülkenin bu tür diplomatik platformlarda Rusya’ya alan açmasıyla çelişkili bir pozisyona düşüyor.

Putin hakkında tutuklama kararı

Macaristan Başbakanı Viktor Orban‘ın özel kalem müdürü Gergely Gulyas 2023’te , Macaristan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nü imzalamış ve 2001 yılında onaylamış olmasına rağmen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘i tutuklamanın “Macar hukukunda bir dayanağı olmayacağını” söylemişti.

Gulyas, “Macar yasalarına atıfta bulunabiliriz ve buna dayanarak Rusya Devlet Başkanını tutuklayamayız… Çünkü UCM’nin tüzüğü Macaristan’da yürürlüğe girmedi” demişti.  

***

Sonuç olarak, Trump–Putin görüşmesi henüz gerçekleşmemiş olsa da, bu plan bile uluslararası sahnede ciddi bir hareketlilik yarattı. Ukrayna savaşı artık yalnızca cephede değil, masada da yeniden tanımlanıyor. Budapeşte, bir kez daha dünya siyasetinin merkezine yerleşti. Ancak bu kez masadaki sorular daha derin: ABD gerçekten Ukrayna’ya koşulsuz destek mi veriyor, yoksa yeni bir denge mi kuruyor? Rusya diplomasiye mi dönüyor, yoksa zamanı mı kazanıyor? Ve Avrupa, kendi iç bölünmelerine rağmen bu oyunda birlik olabilecek mi?

Bu soruların yanıtı, yalnızca savaşın değil, 21. yüzyıl uluslararası düzeninin geleceğini de belirleyecek gibi görünüyor.


Budapeşte Memorandumu Nedir?

Budapeşte Memorandumu, 5 Aralık 1994 tarihinde Ukrayna, Rusya, ABD ve Birleşik Krallık arasında imzalanan bir güvenlik taahhüdü anlaşmasıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ukrayna topraklarında kalan nükleer silahların Rusya’ya devri karşılığında, imzacı devletler Ukrayna’nın bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi taahhüt etmişlerdir.

Memorandum, hukuken bağlayıcı bir savunma anlaşması değil; siyasi bir güvence belgesi niteliği taşır. Ancak 2014’te Kırım’ın ilhakı ve 2022’de başlayan geniş çaplı Rusya saldırısı sonrasında bu taahhütlerin ihlal edildiği tartışması gündeme gelmiştir. Bugün “Budapeşte Memorandumu”, uluslararası ilişkiler literatüründe, güvence rejimlerinin kırılganlığı ve uluslararası sözlerin bağlayıcılığı tartışmalarında örnek olay olarak değerlendirilmektedir.

Budapeşte Momerandumu ile nükleer füzelerini Rusya’ya teslim etmişti. Şimdiyse gündemde yine bir füze (Tomahawk) tartışması varken, Trump ile Putin’in Budapeşte’de görüşecek olması da bir mesaj olarak algınabilir.


Putin’in Diplomatik Satranç Hamlesi: Tomahawk Krizi

Kremlin’in dış politika dili de aynı stratejinin uzantısı.

Başkan Vladimir Putin, 5 Ekim’de verdiği bir röportajda, ABD’nin Ukrayna’ya Tomahawk füzeleri vermesi halinde “Rusya–ABD ilişkilerindeki olumlu trendin yok olacağını” söyledi.

Putin, Washington’a açık bir mesaj vererek: “Ukrayna’ya yardım ederseniz, sizinle normal ilişkiler kurmam.” Dedi.

Putin birkaç gün önce ise, Tomahawk’ların Ukrayna’ya verilmesinin “Amerikan askerlerinin doğrudan savaşa katılması anlamına geleceğini” söyleyerek dolaylı bir nükleer eşiğe atıf yaptı. Aynı argümanları daha önce ATACMS füzeleri, F-16 savaş uçakları ve Abrams tankları gündeme geldiğinde de kullanmıştı.

Bu argüman, Kremlin’in asıl korkusunu da açığa çıkarıyor: Toma Hawk füzeleri Rusya’nın cephe arkası güvenliğini ortadan kaldırıyor.

Eğer Kiev, 2.500 km menzilli Tomahawk füzeleriyle Yelabuga’daki Şahid üretim tesisi ya da Engels-2 bombardıman üssü gibi stratejik hedefleri vurabilirse, savaşın dengesi aniden değişebilir. Putin’in sert tepkisi, bu olasılığın ciddiyetini yansıtıyor.


DIŞGÜNDEM sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın