2019’daki oyunun devamı mı?
ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela’da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından gizli operasyonlar yürütülmesi için yetki verdiğini doğrulaması, ABD’nin Latin Amerika politikasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Bu karar, Nicolas Maduro yönetimindeki Venezuela hükümetine karşı uzun süredir devam eden baskıyı askeri ve istihbari bir boyuta taşıyor.
The New York Times’ın (NYT) ilk olarak birden fazla ABD’li yetkiliye dayandırarak bildirdiği gizli direktif, Karayipler bölgesinde ölümcül operasyonlar dahil olmak üzere geniş bir yelpazede faaliyetlere izin veriyor.
ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi yeni bir olgu değil; kökleri Soğuk Savaş dönemine uzanıyor. 1990’larda Hugo Chavez’in iktidara gelmesiyle başlayan solcu “Bolivarcı Devrim”, ABD’nin enerji güvenliği ve bölgesel hegemonya kaygılarını tetikledi. Obama dönemi yaptırımları, Trump’ın ilk başkanlığında (2017-2021) maksimum baskı politikasıyla yoğunlaştı: Petrol ambargoları, varlık dondurmaları ve muhalif Juan Guaido’nun tanınması gibi adımlar atıldı. Biden yönetimi altında kısmen yumuşayan ilişkiler, Trump’ın ikinci dönemine dönüşüyle yeniden sertleşti. Bu son karar, Temmuz 2025’te Pentagon’a verilen askeri müdahale yetkisinin bir uzantısı olarak görülebilir; örneğin, 5 Ekim’de Venezuela kıyılarında bir teknenin vurulması gibi olaylar bu zincirin parçası.
Bu tırmanış ABD’nin “arka bahçesi” doktrininin (Monroe Doktrini) modern bir yansıması: Venezuela’nın Rusya ve Çin ile yakınlaşması, ABD’yi kaynak kontrolü (petrol rezervleri) ve göç akınlarını gerekçe göstererek harekete geçiriyor. Ancak geçmiş müdahaleler (örneğin, Irak veya Afganistan) uzun vadeli istikrarsızlık yarattığı için, bu hamle riskli bir strateji olarak eleştiriliyor.
Trump’ın Kararı ve Gerekçeleri: Göç, Uyuşturucu ve Siyasi Retorik
Trump, kararını Venezuela’nın “hapishanelerini ABD’ye boşalttığı” ve suç örgütleri ile uyuşturucu kartellerinin göçmen akınlarını teşvik ettiği iddialarıyla gerekçelendirdi.
Bu retorik, ABD’nin güney sınırındaki göç krizini Venezuela’ya bağlayarak iç politika malzemesi yapıyor; özellikle 2024 seçimlerinde benzer vaatler Trump’ın tabanını konsolide etmişti. CIA’ya verilen yetki, casusluktan sabotaj ve ölümcül operasyonlara kadar uzanıyor, Karayipler’de operasyonel esneklik sağlıyor.
Trump ayrıca kara saldırılarını değerlendirdiğini belirterek, askeri seçenekleri masada tuttuğunu ima etti.
Bu gerekçeler kısmen veri temelli: Venezuela, Kolombiya kökenli uyuşturucu trafiğinin bir geçiş noktası ve ekonomik kriz nedeniyle milyonlarca göçmen üretiyor. Ancak, CIA zaten yıllardır altyapı sabotajı ve psikolojik operasyonlar yürütüyor, bu yetkinin ise askeri liderleri Maduro’ya karşı döndürmek için terör taktikleri içerebileceğini savunuyor.
Bu görüş, CIA’nın geçmişteki başarısız darbe girişimlerini (örneğin, 2019’daki Guaido destekli kalkışma) hatırlatarak, stratejinin etkinliğini sorguluyor.
Direktifin detayları gizli tutulsa da,New York Times’a göre CIA’ya “ölümcül operasyonlar” yetkisi veriliyor, bu da suikast veya sabotajı kapsayabilir.
Bu operasyonlar aynı zamanda ABD’nin hibrit savaş stratejisini yansıtıyor: İstihbarat, siber ve konvansiyonel unsurların entegrasyonu. Ancak, belirsizlik riskleri artırıyor; örneğin, sivillerin etkilenmesi veya müttefiklerle çatışma (Rusya’nın Venezuela’daki askeri varlığı). X’teki paylaşımlar, bu hamlenin Maduro’yu devirmek için askeri elitleri korkutma amaçlı olduğunu öne sürüyor.
ABD içinde, Demokratlar ve insan hakları grupları yetkinin Kongre onayı olmadan alınmasını eleştiriyor; X’te bazı kullanıcılar bunu savaş ilanı olarak görüyor ve Trump’ı anayasal ihlalle suçluyor.
Öte yandan, Trump destekçileri (örneğin, MAGA hesapları) kararı göç ve uyuşturucu mücadelesi zaferi olarak kutluyor.
Askeri gerilim, Rusya-Çin ile çatışmaya ya da tansiyonun yükselmesine yol açabilir; ekonomik olarak, Venezuela petrolünün küresel piyasalara etkisi (fiyat dalgalanmaları) göz ardı edilemez.
Sonuç olarak, Trump’ın CIA yetkisi, Venezuela krizini yeni bir aşamaya taşıyor ancak uzun vadeli istikrar yerine kaos riskini artırıyor. Gelişmeler, ABD’nin küresel hegemonya stratejisini test edecek; diplomatik müzakereler yerine askeri seçenekler tercih edilirse, bölgesel güç dengeleri kalıcı olarak değişebilir.
Yorum bırakın