Aşiretler, Çeteler ve “Böl ve Yönet” Stratejisinin Yeni Yüzü
Gazze Şeridi’nde ilan edilen son ateşkes, yüzeyde bir sakinlik görüntüsü sunsa da, bölgenin derinlerine kök salmış güç mücadelelerini yeniden görünür kıldı. Hamas’ın kontrolü altında şekillenen güvenlik düzeni, İsrail’in desteklediği aşiret ve çete ağlarıyla giderek daha karmaşık bir hâl alıyor. Bu yeni dönemde, İsrail’in sahadaki yerel aktörlerle kurduğu işbirliği, yalnızca taktiksel bir tercih değil, uzun vadeli bir stratejinin parçası.
Netanyahu’nun İtirafı:
5 Haziran 2025’te İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İsrail güvenlik güçlerinin tavsiyesiyle Hamas karşıtı aşiretleri desteklediklerini açıkça itiraf etti. “Bu yalnızca iyi bir şey; İsrail askerlerinin hayatını kurtarıyor,” sözleri, Tel Aviv’in uzun süredir sahada yürüttüğü dolaylı operasyonların artık inkâr edilmediğini gösterdi.
Bu açıklama, Gazze’nin güneyindeki Refah’ta İsrail ordusuyla koordineli hareket eden Ebu Şebab aşiretinin basına yansımasıyla geldi. Bu gelişme, İsrail’in klasik “böl ve yönet” yaklaşımını yeniden devreye soktuğunu doğruluyordu: Hamas’ı zayıflatmak için yerel aşiretleri silahlandırmak.
Ancak bu strateji yalnızca Hamas’ı zayıflatmakla sınırlı değil. İsrail, Hamas karşıtı aşiretleri destekleyerek Gazze’yi aşiretlerin kontrol ettiği bölgelere ayırmayı, böylece Gazze’deki Filistinlilerin birliğini zayıflatmayı amaçlıyor. Bu yaklaşım, bölgedeki güç mücadelesinin sürekli devam etmesini ve Gazze’nin kalıcı bir çatışma ortamından çıkamamasını hedefliyor.
Ebu Şebab Aşireti: Gazze’de İsrail’in Yeni Ortağı
İngiliz Sky News tarafından yürütülen araştırma, İsrail’in Gazze Şeridi’nde Yaser Ebu Şebab liderliğindeki “Halk Güçleri” adlı milis grubuna silah, nakit ve lojistik destek sağladığını ortaya koydu. Bu destek, İsrail’in iç istihbarat kurumu Şin Bet ve İsrail Ordusu’nun Çöl Keşif Taburu (Birim 585) ile koordineli şekilde yürütülüyor.
Elde edilen bilgilere göre, İsrail bu gruplardan yalnızca silahlı operasyonlar değil, aynı zamanda yardım dağıtımının denetimi, Hamas’la doğrudan çatışma ve istihbarat paylaşımı talep ediyor. ABD destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın da bu gruplara dolaylı yardım ulaştırdığı iddiası, uluslararası insani hukuk açısından ciddi bir tartışma doğurmuş durumda.
Yaklaşık 500–700 savaşçıdan oluşan Halk Güçleri, Refah’ın doğusunda 50 hektarlık bir üsse sahip. Bu üs; villalar, okul, tıbbi tesis ve cami gibi altyapılarla donatılmış durumda. Stratejik olarak Kerem Şalom sınır kapısına yakın “Yağmacılar Sokağı” bölgesinde konumlanması, İsrail açısından hem lojistik hem de istihbarat avantajı sağlıyor.
Yaser Ebu Şebab geçmişte Hamas güvenlik birimlerine katılmak istemiş, ancak reddedilmişti. Bu kişisel geçmiş, aşiretin bugün İsrail’le işbirliği yapmasını anlamlandıran bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.
Dughmush Aşireti: Hamas’ın Eski Rakibi, İsrail’in Yeni Alan Ortağı
Gazze’nin en büyük aşiretlerinden biri olan Dughmush aşireti, özellikle Sabra ve Zeytun Mahallesi çevresinde Hamas’la sık sık çatışan bir grup olarak biliniyor. 2007’den bu yana, Hamas yönetimiyle ideolojik ve ekonomik rekabet içindeki bu aşiret, İsrail’in son dönemdeki “yerel güçlerle işbirliği” stratejisinde öne çıkan bir aktör haline geldi.
İsrail’in bu aşiretten de benzer şekilde silahlı gruplar kurmasını, yardım dağıtımını denetlemesini ve Hamas’a karşı operasyonlar yürütmesini talep ettiği öne sürülüyor. Son çatışmalarda yaklaşık 30 Dughmush üyesi hayatını kaybetti, 60 kişi ise Hamas tarafından gözaltına alındı.
Dughmush aşireti, geçmişte El Kaide bağlantılı Ceyş-ül İslam örgütüyle yakın ilişkileriyle tanınıyor. Silah ticareti, kaçakçılık ve adam kaçırma faaliyetleriyle öne çıkan bu yapı, Gazze’deki iktidar boşluklarından yararlanarak kendi “aşiret otoritesi”ni kurmaya çalışıyor.
İsrail’in Kendi Yaratığı Paradoks
İsrail’in yerel İslamcı unsurları destekleme stratejisi yeni değil. 1970’lerden itibaren Tel Aviv yönetimi, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve El Fetih gibi hareketleri zayıflatmak için, Hamas’ın öncülü sayılabilecek dini gruplara dolaylı destek sağladı. Ahmed Yassin liderliğindeki Müslüman Kardeşler ağı, sosyal hizmetler ve dini kurumlar üzerinden güçlendirildi.
Bu politika, kısa vadede FKÖ’yü bölmekte başarılı olsa da, uzun vadede İsrail’in kontrol edemediği yeni bir aktör — Hamas — doğurdu. Bugün, İsrail’in aynı stratejiyi aşiretler üzerinden yeniden uygulamaya çalışması, bu tarihsel hatanın bir tekrarı olarak görülüyor: Geçmişte güçlendirilen Hamas’ı şimdi başka yerel unsurlarla zayıflatmaya çalışmak, yalnızca çatışmayı kalıcılaştırıyor.
Netanyahu’nun “Böl ve Yönet” stratejisi
Yerel aşiretlerin güçlendirilmesi, Hamas’ın zayıflatılması kadar Filistin toplumsal dokusunun da parçalanması anlamına geliyor. Bu durum, Filistinli aktörler arasındaki güven krizini derinleştirirken, dış müdahalelerin yol açtığı istikrarsızlık döngüsünü de yeniden üretmekte.
Gazze’deki mevcut tablo, klasik bir aracılar savaş dinamiğini andırıyor: silahlandırılmış yerel gruplar, insani yardımların kontrolünü ele geçirerek hem ekonomik hem siyasi güç devşiriyor. Bu süreçte sivil halk, çatışan taraflar arasında sıkışıp kalıyor.
Uzmanlara göre, kalıcı çözüm, dış destekli aşret ağlarının değil, kapsayıcı bir siyasi sürecin inşasından geçiyor. Yardımların şeffaf dağıtımı ve yerel yönetimlerin kurumsal olarak güçlendirilmesi, Gazze’nin yeniden inşası için zorunlu adımlar. Aksi halde, bugünkü ateşkesler yalnızca geçici bir “nefes molası” olmaktan öteye geçemeyecek.
Hamas karşıtı aşiretleri destekleyerek Gazze’yi bölgesel otoriteler hâlinde parçalamak, Filistinliler arasındaki siyasi ve toplumsal birliği zayıflatıyor. Bu politika, Gazze’deki güç mücadelesinin sürekli devam etmesini ve bölgenin kalıcı bir çatışma döngüsünden çıkamamasını hedefliyor.
Yorum bırakın