Netanyahu’nun seçimi:
Rehineler mi? Hükümetinin devamı mı?

Beyaz Saray’da bu akşam gerçekleşecek ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasındaki zirve, Orta Doğu’nun mevcut çatışma dinamiklerini dönüştürebilecek bir dönüm noktası olarak konumlanıyor. Bu görüşme, Gazze Savaşı’nın iki yıla yaklaşan süresi, rehine krizi ve bölgesel güç dengeleri bağlamında değerlendirildiğinde, hem taktiksel uzlaşıları hem de stratejik gerilimleri ön plana çıkarıyor. Analitik açıdan, zirvenin potansiyel çıktıları, Netanyahu’nun iç siyasi kısıtlamaları, Trump’ın pragmatik dış politika yaklaşımı ve Hamas’ın direniş stratejisi gibi faktörlere bağlı olarak şekillenecek.
Görüşme, özel bir oturum, öğle yemeği ve ortak basın konferansını kapsayacak şekilde planlanmış olup, Trump’ın 21 maddelik Gazze planı etrafında yoğunlaşıyor.
Netanyahu’nun New York’taki ön hazırlık toplantıları, Trump’ın damadı Jared Kushner ve özel temsilcisi Steve Witkoff ile saatler süren müzakereleri içermekte; bu süreçte “önemli ilerlemeler” kaydedildiği ve anlaşmazlıkların büyük ölçüde giderildiği belirtiliyor.
Bir İsrailli yetkili, “Anlaşmaya doğru iyi bir hava var” ifadesiyle iyimserliği yansıtırken, bu hazırlıkların analitik değeri, ABD-İsrail ittifakının operasyonel uyumunu vurgulamakta. Ancak, basın toplantısının varlığı, herhangi bir somut uzlaşının kamuoyuna duyurulması için kritik bir gösterge olacak; aksi takdirde, görüşme sembolik bir diplomatik jestle sınırlı kalabilir.
* * *
Netanyahu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasında bu operasyonları “tarihin en çarpıcı askeri geri dönüşü” olarak nitelendirerek, Husileri “ezdiklerini”, Hamas’ın terör altyapısının büyük kısmını yok ettiklerini, Hizbullah’ı sakatladıklarını ve İran’ı harap ettiklerini iddia etti.
Analitik olarak, bu başarı iddiaları İsrail’in caydırıcılığını kısmen restore etse de, tam bir zafer sağlamamış; savaşın uzaması, İsrail iç kamuoyunda desteği eritmiş ve uluslararası meşruiyeti zedeledi.
Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik baskısı, Netanyahu’yu yeni bir statükoyu kabul etmeye zorlayabilir, ancak bu, aşırı sağ koalisyon ortakları Itamar Ben Gvir ve Bezalel Smotrich’in Gazze’nin kalıcı işgalini savunan tutumlarıyla çatışıyor – bu isimler, erken ateşkes halinde hükümeti devirme tehdidinde bulunuyor.
Trump-Netanyahu zirvesinin en kritik unsurlarından biri, Gazze’deki rehinelerin durumu. Hamas, İsrail’in Gazze Şehri’ndeki ilerleyişi sırasında iki rehineyle irtibatını kaybettiğini duyurarak, 24 saatlik hava saldırısı molası ve birliklerin Sekizinci Sokak’ın güneyine çekilmesini talep etti; bu, örgütün rehinelerin konumunu paylaşmasıyla alışılmadık bir şeffaflık sergiliyor.
Mevcut verilere göre, Gazze’de 48 rehine tutulmakta; bunların 20’sinin hayatta olduğu tahmin ediliyor, ancak İsrail Ordusunun Sabra, Tel Al-Hawa, Şeyh Radvan ve Al-Naser gibi mahallelere yönelik tanklarla ilerleyişi ve 140 hedefe yönelik hava saldırıları, rehinelerin güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.
İsrail’in “tüm rehineleri tek seferde serbest bırakma” talebi, müzakereleri karmaşıklaştırırken, zirvede bu konunun Trump’ın arabuluculuğuyla ele alınması bekleniyor.
Görüşmede Katar’ın Gazze’nin “ertesi günü”ndeki rolü, stratejik bir anlaşmazlık noktası. İsrail, Katar’ın etkisini sınırlamak isterken (Hamas liderlerine yönelik Katar’daki saldırılar nedeniyle ilişkiler bozulmuş durumda), ABD bu ülkeyi arabulucu olarak dahil etmeyi tercih ediyor; bu, bir uzlaşı formülü arayışını gerektiriyor.
Ayrıca, İsrail’in Gazze’de “özgürce hareket etme” talebi, arabulucuları endişelendirerek anlaşmayı baltalama potansiyeli taşıyor.
***
İç politikada, Batı Şeria yerleşimleri gündemde; Netanyahu, New York’ta Yesha Konseyi ile görüşerek “Batı Şeria’nın İsrail toprağı” olduğunu vurgulamış ancak egemenlik için bir zaman belirtmedi, bu da delegasyonu “rahatsız” etti.
Zirve, Gazze’deki insani krizi ve bölgesel istikrarı etkileyebilecek bir anlaşma fırsatı sunsa da, Netanyahu’nun iç politikadaki kısıtlamaları ve Trump’ın değişken yaklaşımı belirsizlik yaratıyor.
Yorum bırakın