11 Eylül Sonrası ABD’nin Askeri Hamleleri ve 24 Yıl Sonra Dünyanın Güvenliği

11 Eylül 2001, yalnızca ABD’nin değil, tüm uluslararası sistemin güvenlik algısını kökten değiştiren bir dönüm noktası oldu. New York ve Washington’da gerçekleşen saldırılar, Soğuk Savaş sonrasında şekillenmekte olan küresel düzeni sarsarak “teröre karşı küresel savaş” doktrinini uluslararası gündemin merkezine taşıdı. ABD’nin bu saldırılara verdiği askeri ve siyasi tepkiler, yalnızca Ortadoğu’yu değil, küresel güvenlik mimarisini de derinden etkiledi. Ancak bugün, yani saldırıların üzerinden 24 yıl geçtikten sonra şu soruyu sormak kaçınılmazdır: ABD’nin askeri hamleleri dünyayı daha güvenli mi, yoksa daha kırılgan bir yer mi haline getirdi?

⸻
ABD’nin Askeri Hamleleri: Afganistan’dan Irak’a
ABD’nin ilk tepkisi, El Kaide’yi barındırdığı gerekçesiyle Afganistan’a müdahale etmek oldu. 2001 sonunda Taliban rejimi devrildi, ancak ülke hızla yeniden bir direniş sahasına dönüştü. Ardından 2003’te “kitle imha silahları” gerekçesiyle Irak’ın işgali geldi.
Bu iki askeri hamle, yalnızca askeri operasyonlar değil; aynı zamanda yeni bir güvenlik paradigmasının habercisi oldu. NATO’nun 5. maddesi ilk kez işletildi, ABD önleyici saldırı doktrinini benimsedi, dünya ise tek kutuplu düzenin askeri yansımalarıyla karşı karşıya kaldı.

⸻
Uluslararası Güvenlik Mimarisi Nasıl Değişti?
11 Eylül sonrası dönem, “güvenlik” kavramının klasik devletlerarası tehditlerden çıkıp, asimetrik tehditlere yönelmesiyle şekillendi. Terör örgütleri, siber saldırılar ve radikalleşme küresel gündemin ana başlıkları haline geldi.
ABD’nin Afganistan ve Irak müdahaleleri milyonlarca sivilin hayatını etkiledi. Bağımsız araştırmalara göre, Afganistan ve Irak doğrudan şiddet sonucu 900 bin kişi hayatını kaybetti. Savaşların toplam doğrudan ve dolaylı ölüm bilançosu ise 4,5–4,6 milyon kişiye ulaşmış durumda. Ayrıca, bu çatışmalar sonucunda 38 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı veya mülteci konumuna düştü. Yaralanmaların ve kalıcı sakatlıkların kesin sayısı bilinmese de milyonlarla ifade ediliyor.
Bu büyük insani bedel, “güvenlik” kavramının yalnızca askeri operasyonlarla sağlanamayacağını ortaya koydu.
⸻
Dünya Daha Güvenli mi Oldu?
ABD’nin müdahaleleri, istikrarsız bölgeler yarattı; yeni radikal hareketlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. En önemlisi, yüz binlerce sivilin ölümü, milyonlarca kişinin yaralanması ve on milyonlarca insanın yerinden edilmesi, güvenlik algısının tam tersine zedelendi. Bu insani maliyet, Batı karşıtı duyguları besledi, radikalleşmeyi körükledi ve ABD’nin diplomatik meşruiyetini zayıflattı.
Bugün 11 Eylül’ün üzerinden 24 yıl geçmişken, dünya güvenlik açısından daha karmaşık, daha çok aktörlü ve daha öngörülemez bir yapıya evrilmiş durumda.

⸻
ABD’nin askeri hamleleri, yalnızca güvenlik değil, diplomasi ve uluslararası hukuk açısından da kalıcı izler bıraktı. “Önleyici savaş” doktrini, Birleşmiş Milletler’in otoritesini zayıflattı; NATO yeni roller üstlenmek zorunda kaldı. Küresel Güney’de ise ABD’nin müdahaleleri “hegemonik projeler” olarak algılandı. Bu durum, ABD’nin meşruiyetini ve yumuşak gücünü ciddi ölçüde aşındırdı.

⸻
11 Eylül saldırılarından 24 yıl sonra bugün; ABD’nin askeri hamleleri kısa vadede tehditleri bertaraf etmeyi amaçlamış olsa da, uzun vadede daha parçalı, daha kutuplaşmış ve kırılgan bir dünya düzeni ortaya çıkarmıştır. Dünyanın daha güvenli hale gelip gelmediği sorusuna verilecek yanıt, hangi ölçütlere bakıldığına göre değişir.
Ancak kesin olan şu ki, uluslararası sistem bugün çok daha asimetrik tehditlere açık, büyük güç rekabetiyle yüklü ve belirsizliklerle dolu bir noktada durmaktadır.
Bu bağlamda, küresel güvenliğin yalnızca askeri güçle sağlanamayacağı, diplomasi, ekonomik kalkınma ve kültürel etkileşim gibi çok boyutlu araçlara ihtiyaç duyulduğu artık daha net görülmektedir.
Yorum bırakın