Xi ve Putin’in Stratejik Dansı
Zirvede Çok Kutuplu Dünyanın Temelleri Atıldı

Çin’in Tianjin kentinde 1-2 Eylül 2025 tarihlerinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Teşkilatı (SCO) 25. Devlet Başkanları Zirvesi, küresel jeopolitiğin kritik bir dönüm noktasında gerçekleşti.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ev sahipliğinde toplanan zirve, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve diğer üye ülke liderlerini bir araya getirerek, Batı merkezli uluslararası sisteme alternatif bir vizyonu pekiştirdi. Zirve, özellikle ABD’nin ticaret politikaları ve Ukrayna krizi gibi gerilimler karşısında, üye ülkelerin güvenlik ve ekonomik işbirliğini derinleştirme iradesini ortaya koydu
Zirvenin en önemli çıktısı, “Tianjin Deklarasyonu”nun kabul edilmesi oldu. Bu belge, küresel siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkilerde yaşanan derin dönüşümleri vurgulayarak, çok kutuplu bir dünya düzenine geçişi hızlandıran jeopolitik çatışmalara dikkat çekti. Deklarasyon, 2025 yılının II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ve Birleşmiş Milletler’in (BM) kuruluşunun 80. yıldönümü olduğunu hatırlatarak, Nazizm, faşizm ve militarizme karşı zaferi, barışçıl kalkınmanın temel taşı olarak nitelendirdi. Üye ülkeler, BM Şartı’na ve uluslararası hukukun genel kabul gören ilkelerine bağlılıklarını teyit ederken, BM’nin daha temsili, demokratik ve adil bir çok kutuplu dünya için merkezi rol oynaması gerektiğini savundu. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin BM yönetim organlarında temsilinin artırılması ve örgütün güncel siyasi-ekonomik gerçeklere uyarlanması çağrısında bulunuldu.
Deklarasyon, “Şanghay Ruhu”nu –karşılıklı saygı, eşitlik, istişare, medeniyet çeşitliliği ve ortak kalkınma ilkelerini– temel alarak, uluslararası ve bölgesel krizlerin kolektif veya çatışmacı yaklaşımlarla çözülmesine karşı çıktı. SCO üyeleri, Avrasya’da eşit ve bölünmez bir güvenlik mimarisi oluşturma taahhüdünde bulundu; bu bağlamda Belarus’un öncülüğünde hazırlanan “21. Yüzyılda Avrasya Çeşitliliği ve Çok Kutupluluğu Şartı”na atıf yapıldı. Terörizm, ayrılıkçılık, aşırılıkçılık, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi sınır aşan suçlarla mücadele için somut adımlar atıldı: SCO Kapsamlı Güvenlik Tehditlerine Karşı Müdahale Merkezi ve SCO Uyuşturucuyla Mücadele Merkezi’nin kurulması kararlaştırıldı. Ayrıca, SCO Stratejik Güvenlik Araştırma Merkezi’nin oluşturulması önerisi not edildi. Deklarasyon, Pakistan’ın Belucistan bölgesindeki (11 Mart ve 21 Mayıs) ve Hindistan yönetimindeki Cammu Keşmir’in Pahalgam bölgesindeki (22 Nisan) terör saldırılarını kınadı; bu, Hindistan-Pakistan gerilimlerine dolaylı bir gönderme olarak yorumlandı. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları da kınanırken, Rusya’nın Ukrayna işgali metinde yer almadı.
Zirve, SCO’nun kurumsal genişlemesine de sahne oldu. Laos, diyalog ortağı statüsü kazanırken, Bağımsız Devletler Topluluğu (CIS) gözlemci olarak kabul edildi. Örgüt, “SCO 10 Yıllık Gelişim Stratejisi”ni benimseyerek, bölgesel barış, istikrar, kalkınma ve refahı güçlendirmeyi hedefledi. SCO, 1996’da “Şanghay Beşlisi” olarak başlayan yolculuğunda, şu anda 10 tam üye (Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan, İran ve Belarus) ile Avrasya’nın yaklaşık yüzde 65’ini kapsıyor; dünya nüfusunun yüzde 40’ını ve küresel GSYİH’nin yüzde 30’unu temsil ediyor. Gözlemci statüsünde Moğolistan ve Afganistan, diyalog ortağı olarak ise Türkiye dahil 14 ülke yer alıyor.
Liderler arası ikili görüşmeler, zirvenin stratejik derinliğini artırdı. Xi Jinping ve Vladimir Putin’in buluşması, ilişkilerin “benzeri görülmemiş yüksek seviyede” olduğunu vurguladı. II. Dünya Savaşı’ndaki tarihi bağlara atıf yapan Putin, karşılıklı destek ve ortak çıkarları ön plana çıkardı; Xi ise Putin’i “eski dost” olarak nitelendirerek, uluslararası adaleti koruma ve adil küresel yönetim inşa etme iradesini dile getirdi.
Bu görüşmenin somut sonucu, Rusya-Çin-Mongolistan arasında imzalanan Power of Siberia-2 gaz boru hattı anlaşması oldu: 30 yıllık bir sözleşmeyle, Rusya’nın batısından Çin’in kuzeyine yıllık 50 milyar metreküp gaz tedariki sağlanacak. Bu anlaşma, Rusya’nın Avrupa’ya gaz ihracatındaki kayıplarını telafi ederken, Çin’in enerji güvenliğini güçlendiriyor.

Xi Jinping, zirve konuşmasında yapay zeka ve uzay gibi alanlarda işbirliğini teşvik ederken, “fırtınalı değişim” dönemlerinde düzenli bir çok kutuplu dünya çağrısı yaptı. Hindistan ve Çin arasında diplomatik ısınma sinyalleri verildi; Modi’nin Xi ve Putin ile görüşmeleri, ekonomik bağları pekiştirdi. Özellikle enerji alanında, Rusya’nın Çin’e 100 milyon ton, Hindistan’a ise 140 milyar dolarlık petrol ihracatı, Batı yaptırımlarına karşı bir kalkan oluşturdu. Ancak, Hindistan’ın Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni desteklememesi ve iki ülke arasındaki güvensizlik, tam bir uyumun önünde engel teşkil ediyor.

Jeopolitik bağlamda, zirve ABD’nin Donald Trump yönetimindeki tarifelerine ve Ukrayna baskısına karşı bir birlik gösterisiydi. Üye ülkeler, “tek taraflı zorbalık” olarak nitelendirdikleri politikaları eleştirerek, çok taraflı ticaret sistemini savundu. Xi’nin vizyonu, Çin’i Küresel Güney’in lideri olarak konumlandırırken, Putin’in Ukrayna savunması ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un Pekin’deki askeri geçit törenine katılımı, Batı’ya meydan okuma olarak algılandı. Ancak, deklarasyonun büyük ölçüde retorik kalması ve somut eylemlere dönüşümündeki belirsizlik, uzmanlarca eleştirildi.
Sonuç olarak, SCO 2025 Zirvesi, çok kutuplu dünyanın inşasında önemli bir adım attı. Çin’in öncülüğünde güçlenen bu blok, enerji, güvenlik ve ekonomi alanlarında işbirliğini artırarak, Batı hegemonyasına alternatif sunuyor. Ancak, üye ülkeler arasındaki iç gerilimler ve dış baskılar, bu vizyonun sürdürülebilirliğini test edecek. Zirve, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemin habercisi olarak, diplomasi çevrelerinde yakından izlenmeye devam edecek.
Yorum bırakın