Suriye’de 8 aralık’tan bu yana yaşananlar en az 14 yıllık savaşta yaşananlar kadar önem teşkil ediyor.
14 yıllık savaş, Suriye’nin çimentosunu oluşturan tüm etnik ve mezhepsel topluluklar arasında birbirlerine karşı çok büyük düşmanlıklar yarattı.
son 9 ayda ise şimdi geçtiğimiz 14 yılda Suriye’de olan herkesten tüm düşmanlıkları bir anda çözmesi bekleniyor. ve bu küresel ve bölgesel güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda yapılıyor.
bu süreci özellikle ABD başkanı Trump’ın göreve başlayıp, Tom Barrack’ın Ankara Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi olarak atanmasıyla Washington’ın yönettiğini görüyoruz.
Beyaz Saray Suriye lideri Ahmed el Şara’ya destek verirken, diğer iç aktörleri de kendi çizdiği Suriye’nin geleceğine dair dizayn ediyor.
13 temmuz tarihinde Ülkenin güneyindeki Süveyda’daki Dürziler ile yaşanan çatışmalara kadar dizayn edilmek istenen tek iç aktör Çatısını terör örgütü YPG’nin oluşturduğu SDG’ydi. Süveyda’daki çatışmalar denkleme Dürzileri de ekledi.
Süveyda’daki olaylar yeni Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın ülkeyi birleştirme çabalarını baltaladı ve yeni yönetime karşı özellikle HTŞ geçmişi nedeniyle duyulan güvensizliği daha da artırdı.
Tam Süveyda’daki çatışmalardan 3 gün önce 10 temmuz’da ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack verdiği bir röportajda Suriye Demokratik Güçlerine ”tek yol Şam” diyerek Yeni Suriye yönetimi ile S10 mart’ta varılan uzlaşının uygulanmasına işaret ederek, SDG güçlerinin Suriye Ordusu’na dahil olmaları gerektiğini belirtmişti.
Tom Barrack bununla da kalmayıp “Onlara, devlet içinde kendi bağımsız devletlerini kurma imkanı borçlu değiliz. Onlara, Suriye hükümetiyle entegre olma konusunda makul bir yaklaşımın olacağı, yeni bir rejime geçişi sağlama borcumuz var” sözleriyle Washington’ın pozisyonunu açık ifadelerle netleştirmişti.
Temmuz ayındaki Tom Barrack’tan gelen bu mesajlar tam da Pkk ile ”terörsüz Türkiye” sürecini başlatan Ankara’nın istediği cinstendi. Pkk ve YPG çevrelerinden her ne kadar öyle olmadığı söylense de Ankara Pkk ile başlatılan sürecin YPG’yi de kapsadığını belirtmişti. Barrack’ın açıklamaları da Ankara’nın elini güçlendiren söylemlerdi.
10 Temmuz’da yapılan bu açıklamalara karşın Tom Barrack 25 Ağustos’ta çok daha farklı bir açıklama yaparak, söylem değisikliğine gitti. ABD’li Büyükelçi bu kez de “Bir federasyon değil ama onun biraz altında, herkesin kendi bütünlüğünü, kendi kültürünü, kendi dilini korumasına izin veren ve İslamcılık tehdidi olmayan bir yapı düşünülmeli.” ifadelerini kullandı.
Bu açık bir duruş değişikliydi. 10 Temmuz’da SDG’ye verilen mesaj bu kez Şam’a veriliyordu.
Ve Tom Barrack konuşmaya devam etti. 30 Ağustos’ta “Türkiye, Suriye’nin bir müttefiki. PKK, Türkiye içinde yabancı bir terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yi yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var: DSG ve YPG. Bunlar DEAŞ karşıtı kampanyada bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ye dayanıyordu.” diyerek Pkk ile Ypg’yi birbirinden ayırdı.
Bu açıklama da 10 Temmuz’da yapılandan çok farklı bir açıklama oldu. Barrack’ın Ahmed el Şara ile ilgili sözleri de dikkat çekiciydi. ”Ona güveniyorum. Ona inanıyorum. Günümüzdeki hedeflerinin bizim hedeflerimizle uyumlu olduğundan eminim. Bu hedefler nelerdir? Bölgenin kendisinde yeni bir bölgesel anlayış dokusu yaratmak, Suriye’yi yeni bir refah, istikrar ve güvenlik yoluna geri döndürmek. Ama etrafındaki her bileşen bunun gerçekleşmesini engellemeye çalışıyor.”
Barrack, 30 Ağustos’ta verdiği kapsamlı röportajda bu dönüşümü netleştirmiş oldu. ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin PKK ile YPG’yi ayıran söylemi, Ankara’nın görmek istediği fotoğraf ile çelişkiler barındırıyor.
Suriye’nin geleceği, iç dinamiklerinde Şam-SDG-Süveyda üçgenindeki krizlerin çözülebilmesinde yatıyor.
ABD’nin merkeziyetçilikten uzaklaşması, SDG’nin adem-i merkeziyetçilikte diretmesi, Dürzi silahlı grupların tek bir çatı altında toplandıklarını açıklaması ve Alevilerin, dört ili kapsayan bölgede federasyon hedefiyle konsey kurduğunu duyurması, Şara yönetiminin Suriye’de her şeyden önce birliğin ve bütünlüğün sağlanması gerektiğini gösteren ve çözülmeleri zor ve karmaşık olan önemli gelişmeler. Tüm bunların çözülmesi pek tabi ki bölgesel güçlerin de uzlaşmasını gerektiriyor.
Suriye yeni açtığı sayfada geleceğini yaşayarak öğreniyor. Ve diplomasi, refah ve diyalogla desteklenmezse, Suriye’nin B planı kaos olur.
Yorum bırakın