Bir tarafta ABD ve İsrail diğer tarafta İran ve Hizbullah.
Herkes Lübnan’a kendi gündemini dayatma ve Lübnan’daki nüfuzunu artırma peşinde.
ABD ‘nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Lübnan özel temsilcisi Tom Barrack, son dönemde Lübnan’a çok gider gelir oldu. Sebebi belli. Lübnan ile İsrail arasında imzalanan ateşkesin Hizbullah ile ilgili maddeleri.
ABD ve İsrail, Hizbullah’ın silahlarını Lübnan ordusuna teslim etmesi konusunda ısrarlı. Hizbullah buna direniyor. Lübnan hükümeti de otoritesi için Hizbullah’ın gücünün azaltılması taraftarı.
Ülkede mezhep temelli olmayan Lübnanlılık esası üzerinden bir yönetim inşa etme çabasında.
Hizbullah geçen yılın Ağustos ve Eylül aylarında İsrail saldırılarının ardından eski gücünde değil ancak siyasi bir parti olmasından da kaynaklı Lübnan’da halen etkin bir unsur.
İran bölgedeki gözbebeği olan örgütün halen aktif olduğunu göstermek için çeşitli adımlar atarken bunun sonuncusu geçtiğimiz günlerde İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin Beyrut’a yaptığı ziyaretle gerçekleşti.
Laricani kameralar önünde Hizbullah’a açık destek vermedi ancak Nasrallah’ın mezarına yaptığı ziyaretle gereken yerlere mesajını iletti.
Laricani’nin Beyrut’ta sadece Hizbullah ve İran bayraklarıyla karşılanması zaten Lübnan’ın durumunu çok net anlatan bir hareket oldu. Yüzlerce kişinin gittiği karşılamada bir tane bile Lübnan bayrağının olmaması da dikkat çekiciydi.
Öyle ki Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, görüşmelerinde Laricani’ye Beyrut’un içişlerine her türlü müdahaleyi reddettiğini ve Tahran’ın Hizbullah’ı silahsızlandırma planlarına ilişkin açıklamalarını “yapıcı olmadığını” söyledi.
Laricani de, Lübnan’a müdahaleyi İran’ın değil ABD’nin yaptığını belirtti.
Hizbullah’tan Lübnan hükümetine tehdit
İranlı tecrübeli siyasetçinin ziyaretinden bir gün sonra Hizbullah lideri Naim Kasım belirgin bir şekilde söylemlerinde ton değişikliğine gitti.
Hizbullah lideri, İsrail ile Lübnan arasında varılan ateşkes anlaşmasına göre hükümetin Hizbullah’ın silahlarını orduya teslim etmesi talebine yönelik tehditte bulundu.
- “Hizbullah’ın silahsızlandırılması iç savaşa neden olabilir”
- “Hükümetin bizi silahsızlandırma kararı büyük bir krize dönüşebilir”
- “Hükümet silahsızlanma planıyla Lübnan’ı İsrail’e teslim etti”
- “Silahları teslim etmeme konusunda gerekirse savaşmaya hazırız”
Bu belirgin ton değişikliği bir anda gerilimi ve endişeleleri de artırdı.
Ancak Lübnan Cumhurbaşkanı geri adım atmadı. Çok uzun yıllardır Lübnan siyasetinin yapmadığı bir karşı adım geldi.
Lübnan hükümeti, Hizbullah’ın tehdidine, “silahsızlanmayı bu yız (2025) içinde sağlama kararı” alarak verdi. Bu cesur adım pek tabiki Hizbullah’ın eski gücünde olmamasından kaynaklanıyor. Ancak yönei Lübnan istikrarına dair atılmış önemli bir adım.
Beyrut’un bu adımı İsrail’de de yankı buldu.
“Bu karar, Lübnan’ın egemenliğini yeniden kazanması ve devlet kurumlarının, ordusunun ve yönetiminin otoritesini devlet dışı aktörlerin etkisinden bağımsız olarak yeniden tesis etmesi için önemli bir fırsat teşkil ediyor. Lübnan Silahlı Kuvvetleri, Hizbullah’ın silahsızlandırılması için gerekli adımları atarsa, İsrail, ABD liderliğindeki güvenlik mekanizmasıyla koordinasyon içinde İsrail Ordusunun Lübnan’daki varlığının aşamalı olarak azaltılması da dahil olmak üzere karşılıklı önlemler alacaktır.” açıklaması geldi.
Hizbullah ve Siyasi ortağı Emel hareketi, Beyrut’ta kitlesel bir protesto çağrısında bulunarak, egemenliği baltaladığını söyledikleri hükümet kararlarını reddetti.
Sonuç olarak Lübnan bir kez daha ABD/İsrail ve İran/Hizbullah’ın bilek güreşi alanı olmaya devam ediyor. Lübnan’ın Lübnan olmasına bir türlü izin verilmiyor. Hizbullah eski gücüne, İran da eski gücündeki gözbebeğine tekrar kavuşmak istiyor. ABD ve İsrail Hizbullah’ın tekrar güçlenmesine karşı. Lübnan hükümeti de eski otoritesini yeniden tesis etme amacında.
Oysa Lübnan’ın bu gündemler dışında,, çok büyük bir ekonomik sorunu bulunuyor. Ülke çok uzun yıllardır darmadağın olmuş, çatışmalar ve çekişmeler nedeniyle bir türlü kendisine gelemeyen ekonomiyle yaşamak zorunda kalıyor. Bölgesel ve bölgesel olmayan aktörlerin Lübnan üzerinden girdiği mücadele ülkeye bir türlü kendi sorunlarını çözme fırsatı vermiyor. Ekonomik çalkantı daha da derinleşerek içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Bu bir kısır döndü. Ekonomik olarak düzelip güçlenemeyen Lübnan, her türlü iç ve dış müdahalenin de etkisine çok açık oluyor.
Yorum bırakın